Prof. Dr. Celalettin Yavuz Güvenlik Politikaları Uzmanı, 25 Mart 2026
İsrail-ABD haydutluğunun İran saldırısı üzerine tüm dünyanın olumsuz etkilendiği son “Körfez Savaşı” seyrini sürdürürken Türkiye’de de ilginç gelişmeler yaşanıyor. Bugün Türkiye’deyiz.
Bu gelişmelerden öne çıkanı 11 Şubat 2026’da Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Adalet Bakanlığı’na atanan Akın Gürlek’le ilgili. Bilindiği üzere Gürlek’in TBMM’deki Yemin töreni, yüce Meclis’i adeta boks arenasına çeviren ve Meclis’e yakışmayan hadiselerle gerçekleşmişti. Bu yakışıksız olay üzerine e-gazetemiz World of Türkiye’nin 12 Şubat 2026 tarihli sayısında “Demokratik Hukuk Devletine Meclis Hasarı” başlıklı analizle konuyu açmaya çalışmıştık.
CHP’nin Akın Gürlek’in Adalet Bakanı Atanmasına İtirazının Gerekçesi
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak atandıktan sonra, Ana muhalefet Partisi CHP’nin “Cumhurbaşkanı adayı” olarak açıklanacağı günün sabahı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, sabahın ilk saatlerinde evinden çok sayıdaki polis nezaretinde altına alınmıştı.
Daha sonra sayısı 400’ü geçen kişi aynı şekilde tutuklanmış, İmamoğlu “suç örgütü kurmak ve yönetmek, irtikap, rüşvet almak, ihaleye fesat karıştırmak, hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek ve terör örgütüyle iş birliği” iddiasıyla gözaltına alınmıştı. Her ne kadar “terör örgütüne destek” suçlaması kalkmışsa da, diğer suçlamalar sebebiyle “kaçma ve saklanma ihtimali yüksek” olacağı gerekçesiyle tutuklanmıştı.
Yukarıda başlığı verilen analizde şu iki konuda hem nalına, hem de mıhına vurmuştuk:
“Meclisimiz “demokrasi” alanında sınıfta kaldı. CHP’nin kürsü işgali kabul edilemez. Bu durum zor kullanarak değil, hukuki yollarla (Anayasa Mahkemesine başvuru gibi) çözülmeye çalışılabilirdi. Demek ki Ak Parti iktidarının demokratikliğini eleştiren CHP de demokrasiyi hala özümseyememiş.”
“Ancak CHP ile ihtilaflı Akın Gürlek’in Adalet Bakanlığı’na atanmasının “Arı kovanına çomak sokmak”la eşdeğer olacağının görülememesi de düşünülemez. Parlamenter sistemlerde seçime giderken ‘Adalet ve İçişleri bakanları niçin tarafsızlardan seçilmektedir?’ diye düşünülmelidir.
Adalet Bakanı Gürlek’in İddia Edilen ‘Karun’ Kadar Zengin Olduğu İddiası
Gürlek, daha sonra Meclis tarihinde yaşanmamış bir şekilde yemin ederek göreve başladı. Ancak CHP peşini bırakmadı. CHP’ye İstanbul’da büyük bir darbe vurmaya çalıştığı ileri sürülen Gürlek’in bakanlığa atanmasıyla birlikte, “siyasi” kimliği öne çıktığı için daha da göze batmaktaydı.
CHP Genel Başkanı Özel, bir taraftan bir yıldır sürdürdüğü Saraçhane çıkışlı mitinglerinde, diğer taraftan da Meclis Grup Konuşmalarında Gürlek’i hedefe koymayı sürdürüyordu. Önce açıklama gelmezse kendisinin açıklayacağını ifadeyle, Gürlek’in sahip olduğu mal varlığını açıklaması için süre verdi. Cevap gelmeyince balonu patlattı.
Özgür Özel’in 17 Mart 2026 tarihli iddiasına göre Gürlek bugünün değerleriyle 452 milyon TL tutarında 11 konut ve 1 arsaya sahip. Bu mülkleri de tapu ID’si ile birlikte açıkladı. Ve arkasından da, üst düzey bir memur maaşı alsa bile, maaşlarının tamamını (tek kuruş bile ayırmadan) yatırsa dahi 190 yıla ihtiyaç olacağından bahisle bu “Karun” gibi zenginliğe nasıl erişildiğine dair bir açıklama istedi.
Özel, bunlarla da yetinmedi. Gürlek’in Adalet Bakanı Yardımcısı iken satın aldığı eve ait son taksitinin, İstanbul Başsavcılığına atandıktan bir hafta sonra nasıl ödendiğini de sordu. Gürlek ise bunları yalanlayarak 4 evi olduğunu ve Özel’i mahkemeye vereceğini açıkladı.
Konu TBMM’de CHP Grupbaşkan vekili Murat Emir tarafından da dile getirildi. Sonunda CHP Lideri Özel 24 Mart’ta konuya kendisine göre şu açıklığı getirdi: Daha önce bir hukuki sorunu dondurulan Türkerler Grubu’na ait bir dava, Gürlek başsavcı olarak atandıktan sonra yeniden ele alınarak grubun lehine sonuçlanmış. Ve bu ev de Türkerler Grubu’ndan satın alınmış. Bu doğru mu değil mi, bunların soruşturulması gerekir. Ancak başında Adalet Bakanının bulunduğu “savcılar” amirleri hakkında bunu yapabilir mi?
Bu arada Adalet Bakanı Gürlek’in bakanlığı ile Adalet Bakanlığına atanan üst düzey görevlilerle ilgili olarak da Özel’in çeşitli iddiaları var.
Zaten İmamoğlu davası ile Türkiye’deki adalet sistemine olan güvenin azaldığı 2025 yılındaki çeşitli anketlerde ortaya çıkmış iken, Adalet Bakanlığı’na atanan Gürlek ile ilgili yukarıdaki iddialar, ekonomik krizin dar gelirlileri darp ettiği son yıllarda “Tuz bile koksa adalet kokmamalı!” diye bizim gibi düşünenleri de endişelendirmektedir.
2025 yılı başında ASAL Araştırma’nın anketine göre halkın %71’i adalet olmadığı, %21’i adalet olduğu yönünde cevap vermiş. Mayıs 2025’te PanoramaTR’nin anketine katılanların %62’si yargıya güvenmediğini, Gündemar Araştırma’nın 2025 sonuna doğru yaptığı anketine katılanların %72’si yargının kötü yöne gittiği cevabını vermiç.
Bu yıl içerisinde yapılan AKSOY’un anketine göre ise “hırsızlık, gasp ve taciz gibi adi suçlar” bahsekonu olduğunda bile yargıya güvenin %20 civarında olduğu görülüyor. Aynı kurumun son anketinde İmamoğlu davasını siyasi olarak görenlerin oranı ise %66!
Sonuç
İmamoğlu davası, her ne kadar “tutuksuz” olarak devam etmesi gerektiğine inansak da, yargıya havale edilmiş olduğu için “siyasidir” demekte ısrar edemiyoruz. Ancak anılan davanın başsavcısının Adalet Bakanlığına atanması, daha önce de yazdığımız gibi “mutlaka gerekli miydi?” Acaba anılan kişi Parlamenter sistemde olduğu gibi bakan adayı olsaydı, TBMM’de yapılacak bir gizli oylamada kaç oy alabilirdi?
CHP Genel Başkanı Özel’in Gürlek hakkındaki iddiaları yenir yutulur gibi değildir. Üstelik bu iddialar sadece Gürlek’i değil, onu atayan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, TBMM’yi, Ak Parti’yi ve Cumhur İttifakı’nın ortaklarını da töhmet altında bırakmaktadır.
Bir devlet memurunun, hele de Ticaret vs ile uğraşma imkanı bulunmayan bir meslekte iken “Karun kadar zengin”liğe ulaşması, ne düğün takıları, ne oğlunun sünnet takıları, ne de maaşıyla ulaşması mümkün değildir.
Demokrasinin iyi işletildiği ülkelerde bu bakanın yerindeki kişi istifa eder, aklandıktan sonra görevine geri dönerdi. Bizde ise en azından iddiaların şeffaf bir şekilde açıklanması beklenmektedir. Ekonomik sıkıntıların heder ettiği çalışanların ve emeklilerin bunu öğrenmeye hakkı vardır. Unutmayalım ki, her ne kadar bizlere göre de zemin kaybetmiş olsa da, “Adalet, herkese lazımdır!”
Daha önceleri de yazmış olduğumuz gibi, Türkiye’de de bakanlar, önemli kurumların en üst düzey yöneticileri (Genelkurmay Başkanı, MİT Başkanı, Emniyet Genel Müdürü, Sahil Güvenlik Komutanı, Jandarma Genel Komutanı vb) ile büyükelçi adayları için Meclis’te oylama yapılması bir kez daha düşünülmelidir.


YORUMLAR