ABD’nin önde gelen düşünce kuruluşlarından Foreign Affairs’de, Türkiye’nin son yıllarda Rusya ile geliştirdiği ilişkilerin yanı sıra, aynı zamanda Batı ve NATO eksenine yönelik yürüttüğü denge politikasının da değerlendirildiği kapsamlı bir analiz yayınlandı.
Ankara’nın uzun süredir “stratejik özerklik” politikası izlediği belirtilen analizde, savunma sanayi adımları, enerji hamleleri ve bölgesel jeopolitik gelişmelerin ışığında yükselişe geçtiği tespiti yapıldı.
Analizde ayrıca; Türkiye-Rusya ilişkilerinin S-400 tedariki, enerji bağımlılığı ve Ukrayna savaşı sonrasında ulaştığı boyut detaylı şekilde incelenirken, Ankara’nın NATO ile savunma iş birliğini yeniden güçlendirmesi ile Türk savunma sanayisinin dikkat çekici yükselişine dair değerlendirmelerde bulunuldu.
İşte Foreign Affairs’de yayınlanan analiz:
Ne zaman Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ile bir anlaşmazlık yaşasa, analistler telaşla Batı’nın Türkiye’yi “kaybettiği” yönünde değerlendirmeler yapmaya başladı.

Bu durum ilk olarak 2003 yılında, Türk parlamentosunun Irak’ın işgali için ABD kuvvetlerine Türk topraklarını kullanma izni vermeyi reddetmesinin ardından yaşandı.
Benzer tartışmalar 2010 yılında Türkiye’nin İran’a yönelik Birleşmiş Milletler yaptırımlarının artırılmasına karşı oy kullanmasıyla yeniden gündeme geldi. Uyarılar ise 2017 yılında Ankara’nın Rus yapımı S-400 hava savunma sistemini satın almasıyla çok daha güçlü hale geldi.
Bu adım, NATO’nun ikinci büyük askeri gücünün ittifakın başlıca rakibine yakınlaştığı yönündeki endişeleri artırdı.
Ankara 1949’da Avrupa Konseyi’ne katıldı, 1952’de NATO üyesi oldu ve 1963’te Avrupa Ekonomik Topluluğu ile ortaklık anlaşması imzaladı. Ancak Batılı gözlemciler, tarihi olarak İslamcı siyasi hareketlerle bağlantılı olan Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 2002’de iktidara gelmesinden sonra Türkiye’yi Batı ekseninden uzaklaştıracağından endişe ediyordu.

2010’lu yılların ortalarından itibaren “stratejik özerklik” söylemi altında Ankara, Moskova ile ekonomik, enerji ve güvenlik alanlarında daha yakın ilişkiler geliştirdi ve zaman zaman NATO müttefiklerinin tepkisini çeken politikalar izledi.
Ancak bugün Türkiye yeniden Batılı ortaklarına yeniden yaklaşıyor görünüyor. Temmuz ayında Ankara’da düzenlenecek NATO Liderler Zirvesi öncesinde Türk yetkililer sürekli olarak ittifak yanlısı mesajlar vermektedir.
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, transatlantik ilişkileri Türkiye için stratejik bir zorunluluk olarak tanımlamış ve zirveyi NATO birliğinin yeniden teyit edilmesi için “tarihi bir fırsat” olarak nitelendirdi.
Bu yeniden yakınlaşma yalnızca söylem düzeyinde değildir. Son yıllarda Ankara, Rus enerjisine bağımlılığını azaltarak ve iki ülke arasındaki ekonomik ile savunma ilişkilerini sınırlandırarak Moskova’dan uzaklaşmaya başlamıştır. Bu değişim, NATO müttefikleriyle daha derin iş birliğinin önünü açarken, Türk karar alıcılarının yıllarca savundukları stratejik özerklik anlayışına rağmen ülkenin Batı ile uyumlu hareket etmesinin daha avantajlı olduğunu fark ettiklerini göstermektedir.
Moskova ile yakınlaşma süreci
Ankara’nın Moskova ile yakınlaşmasının kökenleri paradoksal biçimde modern Türk-Rus ilişkilerinin en tehlikeli krizlerinden birine dayanmaktadır.

Kasım 2015’te, Rusya’nın Suriye iç savaşına müdahale ederek Ankara’nın desteklediği muhaliflere karşı Beşşar Esad rejimini kurtarmaya çalışmasından birkaç ay sonra Türkiye, Suriye sınırı yakınında bir Rus savaş uçağını düşürdü.
Moskova geniş kapsamlı ekonomik yaptırımlar uygularken Ankara olası bir askeri misillemeden endişe duyuyordu. Türkiye, NATO müttefiklerinden ülkede konuşlu Patriot hava savunma sistemlerinin geri çekilmesi planını iptal etmelerini istedi ancak ABD ve Almanya bu karardan vazgeçmedi. O dönemde Washington ile Ankara arasındaki ilişkiler, ABD’nin Türkiye’nin terör örgütü olarak gördüğü Suriyeli Kürt milislere destek vermesi nedeniyle zaten gergindi. Patriotların geri çekilmesi, Ankara’da NATO’nun kritik anlarda Türkiye’nin yanında olmayacağı algısını daha da güçlendirdi.
NATO müttefiklerinden hayal kırıklığına uğrayan ve Rusya’nın olası tepkisinden çekinen Erdoğan, 2016 yılının başlarında Vladimir Putin ile ilişkileri düzeltmeye yöneldi ve düşürülen uçak nedeniyle üzüntüsünü dile getirdi. Temmuz 2016’daki başarısız darbe girişiminden sonra ise Erdoğan’a destek veren ilk yabancı lider Putin oldu. NATO müttefiklerinin daha yavaş tepki göstermesi Erdoğan’da rahatsızlık yarattı ve Rusya’nın kriz anlarında çalışılabilecek bir ortak olduğu düşüncesini güçlendirdi.

Bundan yalnızca bir ay sonra Türkiye, Rusya’nın zımni onayıyla kuzey Suriye’ye askeri harekât başlattı. Ertesi yıl ise S-400 hava savunma sistemi satın alındı. Sistem NATO altyapısıyla uyumsuz olmasının yanı sıra, gelişmiş radarlarının NATO uçakları hakkında istihbarat toplayabileceği ve özellikle F-35 programına ilişkin hassas bilgileri Moskova’ya aktarabileceği yönünde kaygılar yarattı.
ABD’nin yaptırımlar uygulamasına ve Türkiye’yi F-35 programından çıkarmasına rağmen Ankara, savunma ortaklıklarını çeşitlendirme ve Batı’ya bağımlılığı azaltma hakkını savunmaya devam etti.
Ukrayna savaşı ve yeni dengeler
2022 yılında Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı geniş çaplı işgal, bazı açılardan Türkiye ile Rusya’yı daha da yakınlaştırdı. Ankara işgali desteklemedi; Rusya’yı kınadı, Ukrayna’ya silah ve İHA desteği verdi ve Montrö Sözleşmesi kapsamında boğazları savaş gemilerine kapattı.

Ancak Türkiye Batı yaptırımlarına katılmadı ve giderek Moskova için ekonomik bir can simidi haline geldi. Savaştan kaçan on binlerce Rus Türkiye’ye yerleşti, gayrimenkul satın aldı ve yeni şirketler kurdu. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2022 yılında 60 milyar doların üzerine çıkarak neredeyse iki katına ulaştı.
Bu dönemde enerji ilişkileri daha da derinleşti. Türkiye, Rus fosil yakıtlarının en büyük ithalatçılarından biri haline geldi. 2023 ve 2024 yıllarında Rus petrolü ithalatı, 2021 seviyelerinin iki katından fazla gerçekleşti. Akkuyu Nükleer Güç Santrali projesi de tüm hızıyla devam etti ve Rusya, Türkiye’deki kritik altyapı üzerinde onlarca yıl sürecek stratejik bir etki alanı elde etti.
Bu noktada NATO müttefiklerinin gözünde Türkiye, Batı’dan her zamankinden daha uzak görünüyordu. Rusya ile askeri ve enerji alanlarında yakınlaşan Ankara, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyelik süreçlerinde veto kartını kullanarak ittifak içinde de gerilim yarattı. Birçok müttefik açısından bu tablo Putin adına önemli bir diplomatik kazanım olarak değerlendiriliyordu.
Enerjide Rusya’dan uzaklaşma
Türkiye aynı zamanda enerji alanında Rusya’ya olan bağımlılığını azaltmaya yöneldi. Türkmenistan gazının İran üzerinden Türkiye’ye taşınmasına yönelik görüşmeler hızlandırıldı ve ABD kaynaklı LNG ithalatının artırılması için adımlar atıldı.
Ankara, Putin’in önerdiği Türkiye merkezli Rus gaz merkezi projesini sessizce rafa kaldırdı. Bunun yerine ABD ile yaklaşık 1.500 LNG kargosunu kapsayan 15 yıllık yeni bir anlaşma imzalandı.
2018 yılında Türkiye’nin doğal gaz ithalatının yüzde 50’den fazlası Rusya’dan gelirken, 2025 sonu itibarıyla bu oran yüzde 40’ın altına geriledi. Ayrıca Türkiye’nin büyük rafinerileri Irak, Kazakistan ve diğer üreticilerden petrol almaya başlayarak Rus petrolüne bağımlılığı önemli ölçüde azalttı.
Akkuyu Nükleer Güç Santrali projesi de yaptırımlar ve tedarik sorunları nedeniyle gecikmelere uğradı. Ankara artık ikinci nükleer santral projesinde ABD ve Güney Kore ile iş birliği seçeneklerini değerlendirmektedir.
Bölgesel gelişmeler ve NATO’ya yeniden yöneliş
Son bir buçuk yılda yaşanan bölgesel gelişmeler de Türkiye’nin stratejik yeniden konumlanmasını destekledi. 2024 sonunda Esad rejiminin devrilmesi ve Şam’da Ankara’ya yakın bir yönetimin iş başına gelmesi, Rusya’nın Suriye’deki etkisini büyük ölçüde azalttı.

Suriye’deki siyasi dönüşüm aynı zamanda ABD askerlerinin ülkeden çekilmesinin önünü açarak Türk-Amerikan ilişkilerindeki önemli bir gerilim kaynağını ortadan kaldırdı.
Bu yeni ortam Türkiye’nin savunma ortaklıklarını güçlendirmesine imkân verdi. Eurofighter Typhoon savaş uçaklarının satın alınması, NATO ülkeleriyle savunma iş birliğinin yeniden canlandığını gösterdi. Ankara ayrıca Avrupa savunma sanayii projelerine katılarak yeni finansman kaynaklarına erişmek istemektedir.
Türkiye özünde NATO’ya yeniden güçlü bir bağlılık göstermeye karar vermiştir. Bunun en dikkat çekici göstergelerinden biri, Erdoğan’ın yıllarca ikinci bir S-400 paketi satın alınacağını söylemesine rağmen 2025 sonunda Putin’den mevcut sistemi geri almasını istemesi olmuştur.
İran krizi ve NATO’nun rolü
28 Şubat’ta başlayan ABD öncülüğündeki İran savaşı sırasında NATO’nun sergilediği performans Ankara açısından önemli bir dönüm noktası oldu. İran’a ait bazı füzeler Türk hava sahasına girerken bunlar Doğu Akdeniz’deki NATO bağlantılı savunma sistemleri tarafından önlendi.

Daha sonra NATO, Türkiye’nin hava ve füze savunmasını güçlendirmek amacıyla ülkenin güneydoğusuna Patriot bataryaları konuşlandırdı. Buna karşılık milyarlarca dolar harcanan S-400 sistemleri aktif kullanılmadı.
Bu deneyim Ankara’yı, orta menzilli balistik füzeler, seyir füzeleri ve yoğun füze saldırılarına karşı NATO müttefikleriyle daha yakın iş birliği yapmaya yöneltti. Fransa ve İtalya ile SAMP/T hava savunma sistemi görüşmeleri yeniden hızlandı. Almanya ek Patriot bataryaları ve asker konuşlandıracağını açıkladı. Türkiye ayrıca Karadeniz güvenliği ve NATO’nun çok uluslu askeri yapılanmalarında daha aktif rol üstlenmeye başladı.
Sonuç
Türkiye ile NATO arasındaki yakınlaşma Moskova’yı rahatsız etmektedir. Putin 2020’den bu yana Türkiye’yi ziyaret etmemiştir. Son yıllarda Karadeniz ve Ukrayna’da Türk hedeflerine yönelik Rus saldırıları da dikkat çekmiştir.

Türkiye resmî olarak Rusya ile Ukrayna arasında arabuluculuk yapmaya devam etse de Ankara, Moskova’nın uzlaşmaz tavrından giderek daha fazla rahatsızlık duymaktadır. Bunun en açık göstergelerinden biri de Türkiye’nin Ukrayna’nın NATO üyeliği hedefini desteklemeye devam etmesidir.
Bununla birlikte Türkiye’nin Rusya’dan uzaklaşması, stratejik özerklik hedefinden tamamen vazgeçtiği anlamına gelmemektedir. Ankara hâlâ NATO ülkeleri, Rusya, Çin ve bölgesel güçlerle aynı anda ilişki kurabilme esnekliğini korumak istemektedir.
Ancak Türk karar alıcıları artık ABD ve Avrupa ile uyumlu hareket ettiklerinde ulusal çıkarlarını daha etkili biçimde savunabileceklerini düşünmektedir. Savunma sanayii Türkiye’nin bölgesel güç projeksiyonunun temel unsuru olmaya devam etse de bu sektörün teknolojik gelişimi hâlâ büyük ölçüde Amerikan ve Avrupa teknolojilerine, bileşenlerine, finansmanına ve savunma ortaklıklarına bağlıdır.
Sonuç olarak Türkiye’nin ekonomisi ve güvenliği onlarca yıldır olduğu gibi bugün de Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri ile sıkı biçimde bağlantılıdır. Erdoğan yönetimi Rusya ile yakın ilişkiler kurarak alternatif bir yol aramış olsa da jeopolitik ve ekonomik gerçekler Türkiye’yi yeniden Batı eksenine yaklaştırmıştır.
