Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Arab Center DC: ABD-İsrail-Lübnan anlaşması gerçekten uygulanabilir mi?

ABD-İsrail-Lübnan Üçlü Çerçeve Anlaşması gerçekten uygulanabilir mi? Lübnan çerçeve anlaşması bölgeyi ve ABD-İran gerilimini nasıl yeniden şekillendirebilir?

ABD-İsrail-Lübnan Üçlü Çerçeve Anlaşması gerçekten uygulanabilir mi? Lübnan çerçeve anlaşması

ABD merkezli düşünce kuruluşlarından Arab Center DC’de, ABD ile İran arasında imzalanan Haziran ayı Mutabakat Muhtırası’nın ardından imzalanan ABD-İsrail-Lübnan Üçlü Çerçeve Anlaşması’nın bölgesel güç dengelerine etkileri ve Washington’ın İran karşısında kaybettiği stratejik üstünlüğü yeniden tesis etme çabalarına ilişkin değerlendirmelerin yer aldığı bir analiz yayımlandı.

ABD’nin İran ile imzaladığı mutabakatta balistik füze programı ve bölgesel ittifaklar gibi temel taleplerinden geri adım atmak zorunda kaldığına dikkat çekilen analizde, Washington’ın bu stratejik kaybı telafi edebilmek amacıyla Lübnan ve Körfez ülkeleri üzerinden yeni bir diplomatik ve siyasi baskı mekanizması kurmaya çalıştığı değerlendirildi.

Analizde ayrıca; ABD-İsrail-Lübnan Üçlü Çerçeve Anlaşması’nın yalnızca Lübnan’a ilişkin bir güvenlik düzenlemesi olmadığı, aynı zamanda İran’ın Lübnan’daki nüfuzunu sınırlandırmayı, İsrail’in bölgedeki konumunu güçlendirmeyi ve ABD-İran Mutabakat Muhtırası’nın ortaya çıkardığı yeni bölgesel dengeyi Washington lehine değiştirmeyi hedefleyen daha geniş kapsamlı bir stratejinin parçası olduğu tespiti yapıldı.

İşte Arab Center DC’de yayınlanan analiz:

26 Haziran’da ABD, İsrail ve Lübnan arasında imzalanan Üçlü Çerçeve Anlaşması’na ilişkin yorumların büyük bölümü, anlaşma metnine ve özellikle de Lübnan yönetiminin devlet egemenliğini yeniden tesis etme söylemi altında, fiiliyatta bu egemenliği İsrail’e ne ölçüde devrettiğine odaklandı.

Arab Center DC: ABD-İsrail-Lübnan anlaşması gerçekten uygulanabilir mi?

Ancak bu analizlerin önemli bir kısmında gözden kaçan husus, söz konusu anlaşmanın daha geniş bölgesel stratejinin neresinde durduğu ve aslında temel hedefinin Lübnan’dan çok daha farklı alanlara yönelik olmasıdır.

Haziran ayının ortasında ABD ile İran arasında imzalanan Mutabakat Muhtırası’nın (MoU), İran açısından önemli bir stratejik zafer olduğu geniş çevreler tarafından dile getirildi.

Bu mutabakat uyarınca İran, 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nda (JCPOA) zaten kabul etmiş olduğu yükümlülüklerin ötesinde herhangi bir yeni taviz vermek zorunda kalmadı.

Daha da dikkat çekici olan ise ABD-İran Mutabakat Muhtırası’nda, Washington’ın 28 Şubat’ta başlattığı savaş sırasında ilan ettiği hedeflerin hiçbirine yer verilmemesidir. Başka bir ifadeyle, ABD’nin savaş hedefleri müzakere masasına dahi taşınmadı.

Arab Center DC: ABD-İsrail-Lübnan anlaşması gerçekten uygulanabilir mi?

Bu başlıkların ikisi, İran’ın balistik füze programı ile bölgesel ittifaklarıydı. Biden yönetimi de daha önce bu iki konuyu gündeme getirmiş, ABD’nin 2018 yılında Trump’ın ilk başkanlık döneminde tek taraflı olarak çekildiği JCPOA’ya yeniden dönmesi için İran’ın bu alanlarda taviz vermesini şart koşmuştu.

Buna rağmen Haziran ayında imzalanan mutabakatta ne füze programına ne de İran’ın bölgesel ortaklıklarına ilişkin herhangi bir ifade yer aldı. Başka bir ifadeyle Washington, İran’ın ne füze kapasitesinden ne de bölgesel nüfuzundan vazgeçmesini gerektirmeyen kapsamlı bir anlaşmayı kabul etmiş oldu.

Washington neden geri adım attı?

Haziran ortasında mutabakat imzalandığında ABD ile İran arasındaki askeri gerilim yalnızca tırmanmıyor, aynı zamanda Washington açısından tek alternatifin İran’a karşı yeniden kapsamlı bir savaşa dönmek olduğu noktaya hızla yaklaşıyordu. Böyle bir savaşın ise “40 Gün Savaşı”ndan çok daha büyük ölçekte gerçekleşmesi neredeyse kaçınılmaz görünüyordu.

Arab Center DC: ABD-İsrail-Lübnan anlaşması gerçekten uygulanabilir mi?

Her ne kadar ABD askeri açıdan açık ara üstün olsa da Washington o aşamada böyle bir seçeneği göze almaya hazır değildi. Bunun temel nedenleri arasında ABD’nin Ortadoğu’daki ve küresel düzeydeki konumuna verilecek zarar, Amerikan ve dünya ekonomisinde yaratacağı yıkıcı etkiler, yaklaşan ABD seçimlerine olası yansımaları ve yeni bir askeri kampanyanın başarı garantisinin bulunmaması yer alıyordu.

Washington’ın bu mutabakatı yalnızca zaman kazanmak, askeri kapasitesini yeniden toparlamak ve ileride askeri seçeneğe geri dönebilmek amacıyla kabul ettiği değerlendirmesi ise oldukça düşük ihtimal olarak görülmektedir. Çünkü böyle bir hazırlık aylar hatta yıllar gerektirecektir.

Daha olası senaryo ise Washington’ın o dönemde elindeki en iyi seçeneğin bu mutabakat olduğuna inanmasıdır. Mevcut yönetimin dış politika performansı dikkate alındığında, ABD’nin aslında neyi kabul ettiğinin tam anlamıyla farkında olmamış olması da ihtimal dışı değildir.

Bununla birlikte ABD’nin geçmişte olduğu gibi İran’a veya başka herhangi bir aktöre verdiği resmi taahhütlerle kendisini bağlı hissetmediği de unutulmamalıdır.

ABD’nin yeni stratejisi

Washington’ın Mutabakat Muhtırası’nın şartlarını değiştirme isteği öncelikle İran’ın Körfez’de elde ettiği stratejik üstünlüğü tersine çevirme arzusundan kaynaklanmaktadır. Bunun yanında daha ikincil bazı faktörler de ABD’nin daha fazla risk almaya hazır hale gelmesine katkı sağladı.

Arab Center DC: ABD-İsrail-Lübnan anlaşması gerçekten uygulanabilir mi?

Bunlar arasında savaşın yeniden başlamasını isteyen Cumhuriyetçi Parti içerisindeki etkili bağışçı grupları, özellikle “Önce ve Sadece İsrail” çizgisindeki çevreler, Donald Trump’ın siyasi olarak kolay provoke edilebilen yapısı ve rakipleri tarafından geride bırakıldığı yönündeki eleştirilere aşırı hassasiyet göstermesi ile Cumhuriyetçi Parti içerisinde JD Vance ve Marco Rubio arasında yaşanması beklenen başkan adaylığı rekabeti bulunmaktadır.

ABD mevcut Mutabakat Muhtırası’nı tek taraflı olarak iptal edip yerine yeni bir anlaşma koyamayacağının farkındadır. Bu nedenle Washington farklı bir yöntem izlemektedir. Bölgedeki müttefik devletlerle yeni anlaşmalar yaparak mevcut taahhütlerini fiilen etkisiz hale getirmeyi ve İran’a yeni yükümlülükler dayatmayı amaçlamaktadır.

Lübnan dosyası üzerinden İran’ın çevrelenmesi

Bu çerçevede Mutabakat Muhtırası’nda Lübnan’da ateşkes sağlanması ile ülkenin “toprak bütünlüğü ve egemenliğine” yapılan açık vurgu yalnızca İsrail açısından stratejik bir yenilgi anlamına gelmedi; aynı zamanda İran’ın bölgesel bir aktör olarak yeniden meşruiyet kazanmasını sağladı.

Arab Center DC: ABD-İsrail-Lübnan anlaşması gerçekten uygulanabilir mi?

Bu durum, İsrail ile yürüttüğü müzakerelerde somut sonuç elde edemeyen Batı yanlısı Cumhurbaşkanı Joseph Aoun’a kıyasla Hizbullah’ın konumunu da güçlendirdi.

Ayrıca mutabakat kapsamında oluşturulan Lübnan “çatışmasızlık koordinasyon mekanizmasına” İran’ın dahil edilmesi, buna karşılık İsrail’in dışarıda bırakılması da Beyrut üzerindeki İran nüfuzunun yeniden tesis edilmesini sağladı.

26 Haziran tarihli Üçlü Çerçeve Anlaşması ise bu tabloyu tamamen tersine çevirmektedir. Anlaşma İran’ı Lübnan denkleminden tamamen çıkarırken yerine İsrail’i yerleştirmekte, Mutabakat Muhtırası’nın bütün kazanımlarını ortadan kaldırmakta ve İsrail’in Lübnan topraklarındaki işgalini ve saldırılarını meşrulaştırmaktadır.

Dolayısıyla Üçlü Çerçeve yalnızca Mutabakat Muhtırası ile bağdaşmayan bir belge değildir; aynı zamanda onu etkisiz hale getirmek amacıyla hazırlanmış bir düzenlemedir.

Körfez cephesi ve yeni baskılar

Benzer şekilde 25 Haziran’da ABD ile Körfez İşbirliği Konseyi arasında yayımlanan ortak bildiride de “kalıcı bölgesel barış ve güvenliğin İran’ın balistik füze programı, insansız hava araçları ve bölgedeki vekil güçlerine verdiği desteğin ele alınmasını gerektirdiği” vurgulandı.

Arab Center DC: ABD-İsrail-Lübnan anlaşması gerçekten uygulanabilir mi?

Washington bundan sonra bu konuların yeniden müzakere gündemine alınmasının kendi talebi değil, bölgesel müttefiklerinin beklentisi olduğunu ileri sürecektir.

Diğer taraftan ABD, Hürmüz Boğazı’nın yönetimine ilişkin İran ile herhangi bir anlaşmaya varmaması için Umman üzerinde yoğun baskı kurmaktadır.

Geçtiğimiz hafta Basra Körfezi’nde tırmanan askeri gerilim de bu bağlamda değerlendirilmelidir. Bu gelişmeler yeni bir savaşın başlangıcından ziyade, müzakere şartlarını belirlemek amacıyla Washington ile Tahran arasında yürütülen bir irade mücadelesi niteliği taşımaktadır.

Bölgesel hesaplaşmanın yeni aşaması

Bununla birlikte tarafların yeniden savaşa girmek istememesi, savaş ihtimalinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir.

Ya Washington imzaladığı Mutabakat Muhtırası’na sadık kalmak zorunda kalacak ya da İran ABD’nin dayatmaya çalıştığı yeni şartları kabul edecektir. Mevcut koşullarda her iki senaryonun da gerçekleşme ihtimali oldukça düşüktür.

Arab Center DC: ABD-İsrail-Lübnan anlaşması gerçekten uygulanabilir mi?

Bu mücadele sonuçlanıncaya kadar İsrail, Üçlü Çerçeve Anlaşması’nın sağladığı hareket alanını kullanarak Lübnan konusunda Mutabakat Muhtırası’nı sistematik biçimde ihlal edecek ve İran’ı provokasyona zorlayacaktır. Tahran’ın olası bir karşılık vermesi halinde ise karar verme sırası Washington’a geçecektir.

Sürecin karmaşıklığını artıran bir diğer unsur ise gelişmelerin İsrail, Lübnan, ABD ve muhtemelen İran iç siyasetini de doğrudan etkileyecek olmasıdır.

İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu’nun siyasi geleceği büyük ölçüde bu sürecin sonucuna bağlıdır. Eğer Ekim ayında yapılması beklenen seçimlerden önce İsrail’in Lübnan operasyonu kesin bir sonuç elde edemeden sona ererse bunun İsrail kamuoyunda olumlu karşılanması beklenmemektedir.

ABD’de ise Ortadoğu dosyası, Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adaylığı yarışında JD Vance ile Marco Rubio arasında yaşanması beklenen mücadelenin temel başlıklarından biri haline gelmektedir.

İran’da yeni yönetimin ulusal güvenlik stratejisine ilişkin yaklaşımı ve bu konuda yaşanan görüş ayrılıklarının yeni siyasi yapılanmaya ne ölçüde yön verdiği ise henüz netlik kazanmış değildir.

Sonuç

Lübnan açısından ise tablo çok daha nettir. Cumhurbaşkanı Joseph Aoun, Hizbullah karşısındaki siyasi konumunu güçlendirmek amacıyla İsrail’in ülkesine yönelik saldırılarını durdurmasını ve Lübnan’ın egemenliğini yeniden tesis etmesini öngören bir anlaşmayı reddetti.

Arab Center DC: ABD-İsrail-Lübnan anlaşması gerçekten uygulanabilir mi?
Lebanon’s army chief Joseph Aoun sits at the presidential palace, after he was elected as the country’s President, in Baabda, Lebanon, January 9, 2025. REUTERS/Mohammed Yassin

Bunun yerine, en iyimser yorumla dahi Oslo Anlaşmaları’nın çok daha ağır sonuçlar doğurabilecek bir versiyonu olarak değerlendirilebilecek yeni bir anlaşmayı kabul etti.

Bu şartlar altında söz konusu yaklaşımın başarıya ulaşma ihtimali bulunmamaktadır.