İsrail merkezli düşünce kuruluşu Alma Research Institute’de, Türkiye’nin artan askeri, ekonomik ve siyasi nüfuzu ile İsrail açısından giderek büyüyen stratejik bir meydan okumaya dönüştüğüne ilişkin değerlendirmelerin yer aldığı kapsamlı bir analiz yayımlandı.
Türkiye’nin son dönemde Suriye’deki askeri varlığını hızla genişlettiğine, savunma sanayiinde elde ettiği yeni kabiliyetler ve artan ihracat performansıyla bölgesel güç projeksiyonunu güçlendirdiğine dikkat çekilen analizde, Ankara’nın Suriye üzerinden geliştirdiği ekonomik entegrasyon projeleri ve İsrail ile giderek sertleşen siyasi söylemin aynı stratejik çerçevenin parçaları olduğu değerlendirmesi yapıldı.
Analizde ayrıca; Türkiye’nin askeri ve kurumsal bir nüfuz alanı inşa etmeyi hedeflediği, bu süreçte savunma sanayii yatırımları, bölgesel ulaştırma koridorları ve güvenlik iş birlikleriyle çok boyutlu bir etki alanı oluşturduğu, bunun da İsrail açısından gelecekte karşı karşıya kalınabilecek en önemli stratejik meydan okumalardan biri olarak görüldüğü tespitine yer verildi.
İşte Alma Research Institute’de yayınlanan analiz:
Ankara, her geçen gün daha baskın bir aktöre dönüşüyor ve özellikle askeri kapasite inşası konusunda yeni adımlar atıyor.
Suriye güçleri, 11 Nisan-22 Mayıs 2026 tarihleri arasında İzmir’de düzenlenen ve Türk Hava Kuvvetleri’nin yıllık EFES-2026’ya tatbikatına ilk kez katıldı.

Yaklaşık 50 ülkenin iştirak ettiği tatbikat kapsamında Ankara, Suriye’ye yönelik askeri desteğini genişleteceğini açıkladı. Bu destek; eğitim, operasyonel planlama ve lojistik yardım unsurlarını kapsamaktadır.
11 Mayıs 2026 tarihinde ise Türk savaş gemisi TCG Meltem, tarihte ilk kez Suriye’nin Lazkiye Limanı’na resmi bir ziyaret gerçekleştirdi.
Bunun yanı sıra Türk savunma ihracatı rekor seviyelere ulaştı.
Türkiye, 20 Haziran’da ilk kez bir NATO üyesine, Romanya’ya savaş gemisi ihraç etti. Bu gelişme, Haziran 2025’te Endonezya ile imzalanan ve yaklaşık 10 milyar dolar değerindeki 48 adet KAAN savaş uçağı ihracat anlaşmasının ardından geldi.
Ekonomik açılım
Ekonomik alanda Ankara, Suriye üzerinden Suudi Arabistan’a uzanacak Hicaz Demiryolu koridorunu hayata geçirmeyi ilerletmektedir.

Analistlere göre bu girişim, Türkiye’den Suriye ve Ürdün üzerinden Suudi Arabistan’a uzanan doğrudan kara bağlantısı oluşturarak İsrail’in bölgesel transit merkezi rolünü zayıflatmayı hedeflemektedir.
Bu koridor, ABD destekli IMEC (India-Middle East-Europe Corridor) girişiminde İsrail’e biçilen transit merkez rolüne alternatif oluşturmaktadır.
Türkiye Ticaret Bakanı, Haziran ayında Şam ile ticaret hacmini 5 milyar dolara çıkarma hedefini açıkladı.
Türk savunma sanayii ihracatında rekorlar
2026’nın ilk dört ayında Türk savunma ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 28 artarak 20 Haziran itibarıyla 2,8 milyar dolar seviyesini aştı.

Erdoğan, ilk kez NATO ve Avrupa Birliği üyesi bir ülkeye, Romanya’ya savaş gemisi ihraç edildiğini açıklarken, Türkiye’nin aynı anda 50’den fazla savaş gemisi inşa ettiğini, bunların 15’ten fazlasının ihracata yönelik olduğunu belirtti.
Sadece Mayıs 2026’da savunma ve havacılık ihracatı 996 milyon dolara ulaştı.
KAAN savaş uçağı
Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TAI) tarafından tamamen yerli imkanlarla geliştirilen ve Türk Hava Kuvvetleri’ndeki yaşlanan F-16 filosunun yerini alması planlanan beşinci nesil KAAN savaş uçağı seri üretim aşamasına geçmektedir.

12 Mayıs 2026 tarihinde Türk Hava Kuvvetleri için ilk 20 uçağı kapsayan seri üretim sözleşmesi imzalandı. Teslimatların 2028-2030 yılları arasında gerçekleştirilmesi planlanmaktadır.
Arka planda ise Haziran 2025’te Endonezya ile imzalanan 10 milyar dolar değerindeki 48 uçaklık KAAN ihracat anlaşması, Türkiye tarihinin en büyük savunma ihracatı olma özelliğini taşımaktadır.
Reuters’ın bu ay yayımladığı habere göre Türkiye, silahlı insansız hava aracı üretiminde dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer almaktadır.
Füze programı
Füze alanında ise Roketsan tarafından geliştirilen ve IDEF 2025 fuarında tanıtılan Tayfun Blok-4 balistik füzesi seri üretime girmektedir. 800 kilometre menzile ve Mach 5’in üzerinde hıza sahip olan füze, taktik araçlara monte edilen mobil lançerlerden ateşlenmektedir.

Aynı şirket tarafından geliştirilen ve Türk Savunma Bakanlığı tarafından tasarlanan 6.000 kilometre menzilli Yıldırım füzesi ise tamamen Türkiye’de geliştirilen ilk kıtalararası balistik füze olarak 5 Mayıs 2026 tarihinde SAHA Savunma Fuarı’nda tanıtıldı.
Bu kabiliyet birikimi Türkiye’yi, İsrail’i tehdit edebilecek gerçek kapasiteye sahip bölgesel bir askeri güce dönüştürmektedir.
Suriye’de büyüyen Türk güvenlik varlığı
Tarihte ilk kez yaklaşık 50 Suriyeli asker İzmir’deki EFES-2026 tatbikatına katıldı. Tatbikat kapsamında Türk helikopterleriyle müşterek hava indirme operasyonları gerçekleştirildi. Libya da ilk kez tatbikata katılan ülkeler arasında yer aldı.

18 Haziran’da Suriyeli askeri heyet İstanbul’daki Milli Savunma Üniversitesi’ni ziyaret etti. Bu ziyaret, iki ülke arasındaki kurumsal askeri iş birliğini derinleştiren yeni adımlardan biri olarak değerlendirilmektedir.
2025 yılından itibaren iki ülke arasında Türkiye’nin Suriye hava üslerine erişimi konusunda müzakereler yürütülmektedir. Mayıs 2026 itibarıyla henüz anlaşma sağlanmamış olsa da TCG Meltem’in Lazkiye ziyareti, Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığının hızla arttığını göstermektedir.
Türkiye’nin Suriye ordusunun yeniden inşasında temel aktör olduğu, Şara yönetimine İHA, hava savunma sistemleri ve hassas güdümlü füze tedarik edeceği çeşitli raporlarda ileri sürülmektedir.
İsrail ise Şam’ın güneyinde kalıcı bir Türk askeri üssü kurulmasını veya gelişmiş Türk hava savunma sistemlerinin Suriye’ye konuşlandırılmasını açık biçimde “kırmızı çizgi” olarak tanımlamıştır.
İsrail’in engellemeye çalıştığı stratejik gelişme, Türkiye’nin kuzey Suriye’den başlayarak İsrail sınırına kadar uzanan kademeli bir askeri varlık oluşturması ve bunun İsrail Hava Kuvvetleri’nin Suriye hava sahasındaki operasyon serbestisini sınırlandırma potansiyelidir.
Türkiye-Suriye ekonomik ekseni
Son olarak 9 Haziran’da Türkiye ve Suriye ticaret bakanları Gaziantep-Halep İkiz Şehirler Ekonomi Zirvesi’nde bir araya geldi.
Zirvede Türkiye Ticaret Bakanı Ömer Bolat, iki yıl içerisinde 5 milyar dolar, beş yıl içerisinde ise 10 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefi açıkladı. İslahiye Gümrük Kapısı’nın da kısa süre içerisinde açılması planlanmaktadır.

9-10 Haziran 2026 tarihlerinde Türkiye ile Suudi Arabistan arasında tarihi Hicaz Demiryolu’nun Suriye ve Ürdün üzerinden yeniden canlandırılmasına ilişkin mutabakat zabıtları imzalandı. Hattın Umman’a kadar uzatılması planlanmaktadır.
Türkiye-Halep hattındaki yatırımın yaklaşık 100 milyon dolara ulaşması beklenmektedir.
Mutabakat zabıtlarının imza töreninde Türkiye Ticaret Bakanı;
“Bölgede İsrail’in etkisini azaltmak ve aramızdaki siyasi ve ekonomik dayanışmayı güçlendirmek ekonomik refah sağlayacaktır.”
ifadelerini kullandı.
Bunun yanında Türk Hava Yolları da 13 yıllık aranın ardından Şam seferlerini yeniden başlattı.

İdlib Serbest Ticaret Bölgesi projesi ile Bab el-Hava Sınır Kapısı’nın modernizasyonu da ilerlemektedir. Stratejik açıdan bu gelişmeler, Türkiye’nin Suriye’deki uzun vadeli nüfuzunu kalıcı hâle getirmeyi amaçlayan bilinçli bir ekonomik entegrasyon politikası olarak değerlendirilmektedir.
Sonuç
Siyasi ve ideolojik düzlemde Haziran 2026 itibarıyla çeşitli raporlar, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Washington’da Türkiye’nin Şara yönetimine yön verdiği bir modeli desteklediğini ileri sürmektedir.

Şara yönetimi uluslararası meşruiyet ve ekonomik reformlar açısından Türkiye’ye bağımlı hale gelirken, karşılığında Ankara’nın Suriye’deki askeri ve kurumsal varlığını genişletmesine imkân tanımaktadır.
Türkiye artık bölgesel siyasetin çevresindeki bir aktör değil; çok sayıda etki eksenini şekillendiren bir devlettir.
Askeri eksende Türkiye, Suriye’deki varlığını genişletmekte ve yerli savaş uçağı ile balistik füze üretiminde yeni bir döneme girmektedir.

Ekonomik eksende Asya ile Akdeniz arasındaki kara ticaretinde İsrail’in transit merkez rolüne alternatif oluşturacak ulaşım koridorlarını geliştirmektedir.
İsrail’in yakın vadede, artık yalnızca niyet düzeyinde kalmayan; altyapı, ittifaklar ve silah sistemleriyle somutlaşan Türk stratejik eksenine karşı daha dikkatli olması greken bir dönem başlamıştır.
