Ünlü akademisyen Prof. Dr. Oytun Erbaş, hem madde bağımlılığı hem de insan ilişkilerinde sıkça görülen aşırı bağlılık durumuna dair ezber bozan açıklamalarda bulundu. Peki, beyni bir maddeye ya da bir insana kiraya vermek aslında ne anlama geliyor ve bu girdaptan kurtulmak mümkün mü? İşte zihnimizin sınırlarını zorlayan o çarpıcı analizin detayları.
Günümüz dünyasında bağımlılık kavramı sadece kimyasal maddelerle sınırlı kalmıyor. İnsan ilişkilerinde yaşanan aşırı bağlılıklar, saplantılı sevgiler ve hayatı tek bir odağa indirgeme durumu da modern dönemin en büyük psikolojik sorunları arasında yer alıyor. Konuyla ilgili bilimsel yaklaşımlarıyla tanınan Prof. Dr. Oytun Erbaş, zihnin bu esaret altına girme sürecini son derece çarpıcı bir metaforla tanımlıyor.
Beyni Kiraya Vermek Aslında Ne Demektir
Prof. Dr. Oytun Erbaş, madde bağımlılığı ve insan ilişkilerindeki aşırı bağlılık üzerine dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Erbaş’ın analizlerine göre, bir insanın hayatını tamamen bir maddeye veya başka bir bireye endekslemesi, zihinsel özgürlüğünü kaybetmesi anlamına geliyor. Bu durum, bilimsel olarak beynin ödül mekanizmasının tamamen dışarıdan gelen tek bir uyarana teslim edilmesiyle gerçekleşiyor.
Zihnimiz, normal şartlar altında farklı aktivitelerden, sosyal ilişkilerden ve kişisel başarılardan dopamin salgılar. Ancak bağımlılık geliştiren bir beyin, artık sadece o spesifik maddeden veya kişiden gelen sinyallerle tatmin olmaya başlar. İşte bu aşamada kişi, kendi kararlarını alamayan, tamamen o dış kaynağın kontrolüne giren bir yapıya bürünür. Bilim dünyası bu zihinsel teslimiyeti, irade merkezinin devre dışı kalması olarak açıklıyor.
İnsan İlişkilerindeki Aşırı Bağlılık Bir Bağımlılık mıdır
Pek çok insan sadece kimyasal maddelerin bağımlılık yapacağını düşünürken, uzmanlar ikili ilişkilerdeki saplantıların da aynı beyin mekanizmasını tetiklediğini belirtiyor. Bir insana duyulan aşırı ve sağlıksız bağlılık, beynin kimyasal yapısında tıpkı bir madde bağımlılığı gibi hasarlar bırakabiliyor. Karşı taraftan ilgi göremediğinde adeta yoksunluk krizine giren zihin, sağlıklı düşünme yetisini tamamen kaybediyor.
Uzmanlar, bu durumun önüne geçebilmek için bireyin öncelikle kendi sınırlarını çizmesi ve hayattaki motivasyon kaynaklarını çeşitlendirmesi gerektiğini vurguluyor. Kendi zihninin yönetimini elinde tutamayan bireyler, ne yazık ki hem sosyal yaşamlarında hem de iş hayatlarında büyük psikolojik kayıplarla karşı karşıya kalabiliyor.

