Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar fotoğrafı

“Çocukları Ürkütülmüş Bir Dünyanın Denizleri”

Fatih ÜNLÜ – 17 Nisan 2026

Başlığımız Cahit Zarifoğlu ağabeyden. Cahit Ağabeyimiz diyor ki:

“Çocukları ürkütülmüş bir dünyanın denizi mavi olsa ne yazar, olmasa ne?”

Cahit abimizin o zarif ve insani bakışında çocukları ürkütülmüş bir dünya için durum böyle. Bir de çocukların bombalar altında veya kurşunlarla can verdiği dünyalar var…

Bunun yakın bir örneği ne yazık ki Gazze’de yaşandı. Çocuklar orada hâlâ mağdurlar.

Ülkemizde de maatteessüf şimdiye kadar yaşanmamış hadiseler yaşanmaya başladı. Peş peşe iki gün iki öğrenci okullarına silahlı saldırılarda bulundular. Urfa’daki ilk olayda saldırgan dışında ölen olmadı. Ama ikinci saldırıda, Kahramanmaraş’ta Ayser Çalık Ortaokulunda aynı okulun 8. Sınıfından bir öğrenci ne yazık ki 8iu çocuk biri öğretmen dokuz insanımızı öldürdü ve birçok çocuğu da yaraladı.

Bu vahim durumun tekrar etmemesi için muhakkak ki birçok önlem alınacaktır. Ama durumun sebepleri üzerinde çok yönlü araştırmalar, çalışmalar, işin uzmanları ve ilgili kesimlerle gerçek istişare ve derin tefekkür önlemlerin başarısını da artıracaktır.

Söylemesi kolay. “Ateş düştüğü yeri yakar” misali, özellikle o çocukların ıstıraplı aileleri için bu ani ölümler ne büyük bir sarsıntı. Öyle ki onların ruh âlemlerinde bir anda her şey manasını yitirmiş gibi büyük bir boşluk oluşmuş olabilir.

Düşünün, çocuğunun yüzündeki bir çizikten bile endişeye kapılabilen annelerin bir anda yavrularını dünya ufkunda kaybetmeleri. Sevimli hareketleriyle akşam babasına günün yorgunluğunu unutturan bir masumu bu dünyada bir daha göremeyecek olmanın ağırlığı, bunlar kolay kaldırılabilir yükler değil.

Fakat bu halden kurtuluş için de yine “mana” âlemi devreye girer. Çünkü biraz bilince ve tefekkür edince anlarız ki Allah azimüşşan o masumları anne babalarıyla çok daha güzel şartlarda ebedi bir âlemde yeniden buluşturacaktır. Belki anne babalarının tökezleyen günlerine onları birer şefaatçi yapacaktır.

Bir de çocuklara siper olmaya çalışırken öldürülen kahraman Ayla Kara öğretmenimiz var ki o da apayrı bir konu.

Evet, imkânların fevkalade geliştiği ama başta çocuklar tüm toplumun çok daha kırılgan hale geldiği bir dünyada yaşıyoruz. Bunun temel sebebi de imkânları ve dijital ortamları elinde bulunduranların kontrolcü tavırları ve hastalık derecesindeki bilgi toplama ve yönlendirme alışkanlıkları.

Bir de bu olağanüstü iletişim ortamında insanların olumlu – olumsuz birçok çağrıya çok daha açık hale gelmeleri de önemli tabii.

İmkânların olağanüstü geliştiği bir ortamda yaşıyoruz ama bunlar insanoğluna ve özellikle de çocuklara hak ettikleri mutluluğu ve rahatı veremiyor.

Öyle ki çocuğunuzun nerede olduğunu saniyeler içinde öğrenebiliyorsunuz ama bazen manen ondan fersah fersah uzaktasınız. Çünkü siz tedbirli olmazsanız, birileri o masumu rahat bırakmıyor, bazen doğrudan onun temiz yaratılışını hedef alıyor, onu sizden daha çok etkilemeye çalışıyor.

Çünkü kötü niyetliler (ister kullanıcı veya kontrol eden olarak) daha cesur ve atak davranırlarsa teknoloji gibi eşsiz bir nimet bile bazen büyük bir kötülük aracına dönüşebiliyor.

Bunun da en basit çaresi iyiye erişimi kolaylaştırıp özendirmek, kötüye erişimi de zorlaştırmak. Bu hem bireysel düzey hem de toplum ve yönetim düzeyi için geçerlidir. “İyi nedir, kötü nedir?” diye sorulabilir. Ama bu da sorun değildir çünkü üzerinde hemen mutabık kalabileceğimiz o kadar çok tanım var ki. Mesela, çalma, zarar verme, öldürme gibi çocukları yanlışa yönlendiren her şey kötüdür.

Evet, çocukları korumak hem bütün toplumların temel vazifesi hem de geleceklerinin korunmasına yönelik en önemli adımdır. Çocuklarını koruyamayan bir dünyanın medeniyet iddiasında bulunması abes olur dersek abartmış olmayız.

Böyle diyoruz ama şimdilerde çocukları korumak hem daha karmaşık hem de çoğu zaman sınır aşan bir sorun haline geldi. Bunlarla baş etmek te ancak insana çok değer veren güçlü bir medeniyet yaklaşımıyla mümkün olabilir gibi görünüyor.

Bunların karşısına yakın bir güçle ve hikmetli bir yaklaşımla çıkamazsak, gelen seli kontrol etmek zor, çünkü o alanda bir güçleri var. Ama onlar da tüm kademelerde gerçek sevgiye karşı hep zayıflar.

Çünkü sevgi ve muhabbet işi manevi âleme taşır. Orası da bambaşka ve bu hükümranların bilmedikleri bir âlemdir:

Bir gece uyandın ki ellerin başaklarda
-Konuş şimdi açık ağzına o gül yaprağı konan şehidi gördün mü
Çoktan hayretle dondu kaldı bağlar ovalar…

diyor rahmetli Cahit Zarifoğlu ağabeyimiz Afganistan Çağıltısı Şiirinde.

Dijital âlemle hayatımıza taşınan, özellikle de çocuklarımızı çok etkileyen sorunların çözümü hiç şüphesiz kolay değil. Ama gençlerimizi mana âlemiyle, maneviyatla, mahlûkata muhabbetle, spor gibi fiziksel faaliyetlerin ve sohbet gibi ikamesi olmayan kıymetlerin cazibesiyle tanıştırdığımızda onların dijital âlemin hayrını alıp şerlerinden uzak kalmalarına katkı sağlarız.

İfrat – Tefrit

İnsan iki yana savrulmaya müsait bir varlık. Bir de bizim ifrat ve tefritte ilave bir ustalığımız var sanki.

Biliyorsunuz, ifrat haddinden fazla çokluğu, tefrit te geride kalmayı ve azlığı ifade ediyor. Bu her işte sağlıksızlığa işaret eder. Çünkü asıl işlerin kıvamını ve makul olanını bulmak önemlidir. Sözgelimi aşırı iştahlı birisinin her öğün en az üç kişilik yemek yemesi ifrata, sonra perhiz yapacağım diye haftalarca yemeyi neredeyse tümden kesmesi de tefrite işaret eder. Oysa onun şifası hiç yememesi değil belki az yemesidir.

Bu her iş için böyledir. Okullar ve eğitim sistemi için de öyle, sağlık sistemi için de öyle. Aşırı baskı çocuğu ezer, yapay bir ortamda el bebek gül bebek muamele de onun dengesini bozar ve hayata hazırlayamaz.

Bizim nesil 12 Eylül dönemini gördü. 12 Eylül’den önce okullarda öğretmenler öğrenciye tabi gibiyken sonrasının otoriter ortamında da öğretmenler çok güçlendiler. Bunu suiistimal etmeyen çok kıymetli öğretmenler olduğu gibi suiistimal eden istisnalar da oldu ne yazık ki.

İki örneği de görmüş bir insan olarak anormal ve suiistimale açık disiplinin de, şimdilerde de bazı örneklerini gördüğümüz üzere disiplinsizliğin ve disiplin sorunlarının da öğrenciye ve topluma bir hayrı olmayacağını düşünüyorum.

Şimdi ne yazık ki bazı öğrenciler akranlarına zulmedebiliyor, öğretmeleriyle dalga geçebiliyor. Hatırlasınız, böyle bir muameleye maruz kalan bir öğretmenimiz belki de kahrından sonradan vefat etti.

Allah Kâinatı muhteşem bir ölçü ile yaratmıştır. Hakları da belirlemiştir. Ölçüyü kaçıran ve bu yanlışında ısrar eden kendi başına birçok belalar açar. Yaşar (Gülsoy) Abi’nin de sık sık vurguladığı gibi “Haddi aşan zıddına inkılap eder.” İmam Gazali’nin “Bir şey sınırını aşarsa zıddına dönüşür.” sözünün farklı bir söylenişi olan bu tespit aşırılığın önce kendi failine zarar vereceğini çok güzel ifade eder.  Amma zarar ne yazık ki orada kalmaz, topluma da sirayet eder.

Bizim eğitim sistemimizde de ölçüyü ve makul olanı bulmamız lazım, kalplere yeniden güzel amaçları, idealleri ve çalışma azmini kazandırabilmemiz lazım.

Allah bu azim yolda da yar ve yardımcımız olsun.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER