Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Arab Center DC: İsrail’in savaşları Netanyahu sonrası sona erer mi?

“Sürekli savaş yaklaşımı” İsrail’in mi yoksa Netanyahu’nun mu stratejisi? İsrail’in savaşları Netanyahu sonrası sona erer mi?

“Sürekli savaş yaklaşımı” İsrail'in mi yoksa Netanyahu'nun mu stratejisi? İsrail'in

ABD merkezli düşünce kuruluşlarından Arab Center DC’de, İsrail’in son dönemde izlediği askeri strateji ve bölgesel savaş dinamiklerinin ele alındığı bir analiz yayınlandı.

İsrail’in “sürekli savaş” yaklaşımına yöneldiği yönündeki değerlendirmelerin tek boyutlu kaldığına dikkat çekilen analizde, asıl sorunun savaşların varlığından ziyade bu savaşların stratejik sonuç üretmemesi olduğu vurgulandı.

Analizde ayrıca; İsrail toplumunun büyük ölçüde savaşları desteklemeye devam ettiği ancak Netanyahu hükümetine duyulan güvenin ciddi biçimde azaldığı, özellikle İran ve Lübnan bağlamındaki gelişmelerin bu güven kaybını derinleştirdiği tespiti yapıldı.

İşte Arab Center DC’de yayınlanan analiz:

İsrail’in yeni askeri doktrininin sürekli savaşa dayandığını ileri sürmek cazip olabilir; ancak gerçeklik bundan daha karmaşıktır.

Arab Center DC: İsrail'in savaşları Netanyahu sonrası sona erer mi?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun böyle bir düzene itiraz edeceği söylenemez. Aksine, askeri tırmanışı sürekli zorlayan yaklaşımı tam olarak buna işaret etmektedir. Zira açıkça dile getirdiği “büyük İsrail” hedefi, kalıcı bir militarizmi gerektirir.

Bununla birlikte İsrail, aynı anda birden fazla cephede süresiz bir savaşı sürdürebilecek kapasiteye sahip değildir. İsrailli yetkililer “yedi cephede” savaştıklarını öne sürse de bunların birçoğu askeri anlamda süreklilik arz eden gerçek savaş alanlarından ziyade büyük ölçüde kurgusaldır.

Sürekli savaş yaklaşımı

Gerçek savaşlar ise bütünüyle İsrail’in tercihleri doğrultusunda şekillenmiştir: Gazze’deki soykırımdan bölgedeki provokasyonsuz savaşlara kadar uzanan bir tablo söz konusudur.

Arab Center DC: İsrail'in savaşları Netanyahu sonrası sona erer mi?

İsrail toplumunun büyük bölümü bu savaşları desteklemekte, ancak giderek daha fazla kişi Netanyahu’nun yıkımı stratejik bir zafere dönüştürebileceğine inanmamaktadır.

Buna rağmen İran’a karşı savaş öncesinde ve Lübnan’a yönelik tırmanışta Yahudi İsrailliler arasında neredeyse tam bir mutabakat oluşmuştur. Mart başında yapılan bir İsrail Demokrasi Enstitüsü anketine göre Yahudi İsraillilerin yüzde 93’ü ABD-İsrail ortak İran saldırısını desteklemiştir. Bu destek tüm siyasi kamplara yayılmıştır.

Aynı savaş coşkusu Gazze’deki yıkım ve Lübnan’daki çeşitli operasyonlarda da gözlemlenmiştir. Uluslararası kamuoyunda sıkça “güvercin” olarak pazarlanan Yair Lapid dahi bu savaşları tamamen desteklemiş, İran ateşkesi sonrasında İsrail’in bu sürece “nadir bir mutabakatla” girdiğini ve kendisinin de en başından itibaren destek verdiğini açıkça ifade etmiştir.

Liderlik krizi ve stratejik başarısızlık

İsrailli siyasetçilerin eleştirileri savaşın kendisine değil, Netanyahu’nun somut bir stratejik sonuç üretememesine yöneliktir. Bu ayrım belirleyicidir. Toplum savaşları desteklemeye devam etmekte, ancak bu savaşları yürüten liderliğe olan güven giderek zayıflamaktadır.

Arab Center DC: İsrail'in savaşları Netanyahu sonrası sona erer mi?

Nisan ortası itibarıyla Yahudi İsraillilerin yüzde 92’si İran savaşındaki performansı nedeniyle orduya yüksek not verirken, hükümete aynı notu verenlerin oranı yalnızca yüzde 38’de kalmıştır. Bu durum, kamuoyunun savaşa olan inancını korurken siyasi liderliğe olan güvenini kaybettiğini göstermektedir.

Bu ayrım dışarıdan bakıldığında sonucu değiştirmiyor gibi görünse de, İsrail’in askeri ve stratejik hesaplamalarında büyük önem taşımaktadır. İsrail’in savaşları tarihsel olarak benzer bir modele dayanır: direnişi ezmek, askeri ve siyasi hâkimiyet kurmak ve savaş alanındaki şiddeti sömürgeci genişlemeye dönüştürmek.

Netanyahu ise bu hedeflerin hiçbirini gerçekleştirememiştir.

Lübnan ve İran bağlamı

Bu durum, Lübnan ateşkesi sonrası İsrail’de ortaya çıkan sert tepkilerin ve İran’la olası bir çıkmaz konusundaki derin kaygıların temel nedenidir.

Arab Center DC: İsrail'in savaşları Netanyahu sonrası sona erer mi?

Lübnan ateşkesi, İsrail’in ilan ettiği temel hedeflerden biri olan Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını sağlamamıştır. İsrail güney Lübnan’da asker bulundurmaya devam etse de anlaşma saldırı operasyonlarını durdurmuş ve vaat edilen “tam zaferin” oldukça gerisinde kalmıştır.

İsrail’de birçok kişi için “tam zaferin” altındaki her sonuç doğrudan yenilgi olarak okunmaktadır. Kuzey İsrail’deki bir bölgesel lider olan Eyal Shtern’in, ateşkes sonrasında “mutlak zaferden nasıl tam teslimiyete gelindiğini” sorgulaması bu ruh halini açık biçimde yansıtmaktadır.

Asimetrik kırılganlıklar

İsrail’in karşı karşıya olduğu temel kriz, sürekli savaşın sınırlarını keşfetmesi değil; yok edici şiddetin otomatik olarak siyasi zafer üretmediğini bir kez daha görmesidir.

Arab Center DC: İsrail'in savaşları Netanyahu sonrası sona erer mi?

İran, uzun vadeli hatta kalıcı bir ateşkes sağlayabilecek siyasi manevra alanına sahipken, Lübnan ve Suriye çok daha kırılgan bir konumdadır. En kırılgan durumda olanlar ise Filistinliler, özellikle de Gazze’de yaşayanlardır.

Filistinliler, diğer aktörlerin aksine manevra alanına sahip değildir; işgal, apartheid ve abluka altında yaşamaktadır. Gazze ise tamamen kapatılmış bir yıkım alanına dönüşmüştür.

Bu kuşatma, modern tarihin en ağır insani felaketlerinden birini ortaya çıkarmıştır: kirli suya mahkûm edilen bir nüfus, yok edilmiş altyapı, kritik düzeyde gıda kıtlığı ve hâlâ enkaz altında bulunan binlerce insan.

Filistin ve kalıcı savaş alanı

Filistinliler, efsanevi direnişlerine rağmen İsrail üzerinde koşul dayatabilecek araçlardan büyük ölçüde yoksundur. ABD ve Batılı müttefiklerden gelen koşulsuz destek de bu durumu pekiştirmektedir. Buna karşın Filistinlilerin direnci, kolektif eylemleri ve varlığını sürdürme iradesi, kolayca bastırılamayan önemli bir güç kaynağı olmaya devam etmektedir.

Arab Center DC: İsrail'in savaşları Netanyahu sonrası sona erer mi?

Netanyahu ve sonrasında gelecek liderler için Filistin, savaşın düşük maliyetle sürdürülebileceği bir alan olarak görülmektedir. Diğer cephelerde savaş siyasi, askeri ve ekonomik olarak sürdürülemez hale gelirken, İsrail Filistin’i kalıcı bir savaş sahasına dönüştürmüştür.

Netanyahu’nun siyasi olarak zayıflaması ya da sahneden çekilmesi bu paradigmayı değiştirmeyecektir. Gelecek İsrailli liderler de Filistin’de savaşı sürdürmeye devam edecek; bunu maliyetlerine rağmen değil, sağladığı avantajlar nedeniyle tercih edeceklerdir: finansal olarak desteklenmesi, sömürgeci kazanımlar üretmesi ve iç siyasette sürdürülebilir olması.

Paradigmanın kırılması

Bu yapıyı kırmak için Filistinlilerin gerçek bir kaldıraç üretmesi gerekmektedir. Bu, sonuçsuz müzakerelerden ya da uzun süredir göz ardı edilen uluslararası hukuka yapılan çağrılardan doğmayacaktır.

Arab Center DC: İsrail'in savaşları Netanyahu sonrası sona erer mi?

Ancak sömürgeciliğe karşı sürdürülebilir kolektif direnişten, Arap ve Müslüman ülkelerin anlamlı desteğinden ve İsrail ile onu destekleyen aktörler üzerinde gerçek baskı kurabilecek küresel dayanışmadan ortaya çıkabilir.

Bugün Netanyahu’nun savaşları sürdürmesinin nedeni, kendi stratejik başarısızlıklarına verebileceği bir yanıtının olmamasıdır. Bu bağlamda tırmanış bir güç göstergesi değil, zafer üretemeyen bir liderliğin başvurduğu son araçtır.

Aynı süreç, İsrail’in eşzamanlı olarak daha önce görülmemiş bir kırılganlık evresine girdiğini de ortaya koymaktadır.