Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar fotoğrafı

Tehlikeli Tırmanış – Fatih Ünlü

Fatih ÜNLÜ – 25 Mart 2026

 

İsrail ve ABD’nin İran’a saldırılarıyla başlayan savaş tehlikeli bir tırmanışa geçti. Akaryakıt tesislerine, enerji sahalarına ve nükleer tesislere yapılan saldırılar çatışmaların iyice kontrolden çıkma ve yayılma riskini artırıyor.

23 Mart itibarıyla Trump süreci soğutacak çıkışlar yaptı ama sürecin nereye evrileceğini henüz bilmiyoruz. ABD’de bu savaşta İsrail’e kendi ülkesinden daha yakın duran ekipler olsa da,  güçlü bir çevre de bu yıpratıcı savaştan uygun bir senaryoyla kurtulmak istiyor. İran’ın da şartlar uygunsa ve tekrar saldırıya uğramayacağı garanti edilirse, barışa uzak olmadığı söylenebilir.

Fakat süreçte en büyük risk faktörü Netanyahu ve zihniyeti. Zaten gerilimi tırmandıracak saldırıların çoğunu başlatan da Netanyahu oluyor. Mesela İsrail önce Tahran’da akaryakıt depolama tesislerini vurdu. Sonra Pars doğal gaz sahasını bombaladı.

İsrail’in İran’a ait petrol tesislerini hedef alması konusundaki görüşü sorulan Trump “Netanyahu’ya bunu yapma dedim. O da yapmayacak.” şeklinde konuştu. Fakat sonra daha da kötüsü yapıldı ve İsrail ve ABD İsfahan Natanz’daki Nükleer Tesisleri vurdu.

İsrail’in nükleer tesisleri hedef almasıyla İran da İsrail’in nükleer tesislerinin de bulunduğu Dimona’yı hedef aldı.

Tüm bunlar savaşı daha da kontrolsüzleştirebilecek gelişmeler. Bir süredir İsrail’in İran’da nükleer silah kullanabileceğine dair söylentiler dillendiriliyor. Daha düşük bir tonda ABD için de bu söyleniyor. Bunlarda bir yoklama, yıldırma ve blöf amacı da vardır şüphesiz ama kazanmak için her şeyi yapabilecek bir zihniyetle karşı karşıya olduğumuz bilinince, diğer ihtimaller üzerinde de ciddi ciddi durulması gerekiyor.

Bu tür ihtimaller bir yandan da barış çabalarının hız kazanmasına vesile oluyor, bu da işin artı bir boyutu. Ama bölgede gerçek bir barış ortamı sağlanıncaya kadar, taktik nükleer silahların, belki ötesinin kullanılması ve / veya bölge ülkelerinin birbirine girmesi gibi ciddi riskler mevcudiyetini sürdürecektir.

Şimdi diyelim Dimona’daki nükleer santralde bir sızıntı veya benzeri bir durum olsa ya da öyle gösterilse, bu taktik nükleer silahların kullanılması için bir gerekçe yapılabilir mi, yapılabilir. Uzmanlar da zaten bu tür risklere dikkat çekiyorlar. İşin doğrusu bir bedeli olmayacağından emin olsa Netanyahu -taktik nükleer ve ötesi dâhil- birçok menhus işi rahatlıkla yapabilir. Gazze’deki on binlerce çocuğa ve yüzbinlerce sivile acımayan İran’da farklı bir tutum takınabilir mi?

Netanyahu derken aslında salt bir kişiden değil farklı adlar altında da olsa benzer şekilde dışa vuran Siyonist zihniyetten bahsediyoruz. Bunlar kendi süfli amaçları için dünyaya ateşe atabilecek kadar saplantılı çok etkin küresel bir ağ. Ama ciddi zaafları da var. Bu zihniyet değişmezse de dünya daha çok Ariel Şaronlar, Netanyahular görür.

Ben de birçok kişi gibi dünyanın hâlihazırdaki en önemli işi bu saplantılı zihniyetin etkisini azaltmak olmalı diye düşünüyorum. Bu Yahudiler dâhil herkesin hayrına olur. Çünkü bölgemizdeki ve dünyadaki savaşların, silah satışı için, kendine alan açmak için çatışmaların körüklenmesinin, birçok bölgenin, özellikle de Ortadoğu’nun sürekli karıştırılmasının, sayısız ölümlerin, mahrumiyetlerin ve insanların yaşama sevincini alan türlü türlü fakirliklerin, yoksunlukların temelinde -önemli ölçüde- ne yapıp edip dünyaya ve bölgemize tümden hâkim olmaya ve çalışan bu sapkın zihniyet var.

Bunlar bir bedeli olmayacağını bilseler şimdi de kazanmak için sıkıştıklarında nükleer dâhil her türlü seçeneği değerlendirebilirler. Ama bu zihniyetin kuvveden fiile çıkmasının o kadar da kolay olmayabileceğine dair işaretler de var. Konuyu biraz irdeleyelim:

İsrail’in Samson seçeneği – Samson opsiyonu adı verilen bir yaklaşımı var. “Varlığımıza yönelik çok ciddi bir risk – varoluşsal bir tehdit gördüğümüz zaman nükleer silah kullanırız.” anlamında bir yaklaşım bu.

Samson Eski Ahit’te de adı geçen ve gücüne yeniden kavuşunca esir tutulduğu binanın sütunlarını devirerek kendisiyle birlikte birçok düşmanını da öldürdüğü rivayet edilen tarihi bir figür.

İsrail’in Samson opsiyonunu bir koz olarak kullandığı durumlar da yakın tarihte yaşanmış. Mesela 1973 Arap – İsrail savaşında ABD belirli silahları göndermeyince ve İsrail zora düşünce, Golda Meir 13 nükleer başlığı hazır hale getirmiş. Siz bizi silahsız bırakırsanız ve yenilirsek bu nükleer başlıkları kullanabiliriz manasında. O zaman dönemin ABD Başkanı Nixon İsrail’e yapılacak silah gönderisini -anlaşılan mecburen- onaylamış.

(Bu konuları önceden de etraflıca bildiğimiz havasını oluşturmamak için çoğu detaya bu konular gündeme geldikten sonraki okumalarımızda vakıf olduğumuzu belirtelim.)

Şimdi, Netanyahu’nun Golda Meir’den daha sükûnetli bir politikacı olduğunu ve daha ileri adımlar atmayacağını kim garanti edebilir?

Ama dediğimiz gibi Netanyahu için buradaki en büyük soru bedel meselesi.

Çünkü ortada çok farklı bir durum var. Sahadaki o kadar MOSSAD ajanına rağmen İran’ın bu kadar çok çeşitte ve güçlü füzeleri olduğunu İsrail bir sebeple öğrenememiş. Bunu kendileri de itiraf ediyor. Netanyahu nükleer silahlarla ilgili İran için “Yapmak üzereler vs.” diyordu ama bunu daha çok saldırıda geç kalmayalım anlamında kullanıyordu.

İşte burada da bir bilgi eksikliği varsa ve İran elindeki uranyumla hâlihazırda bir şeyler yapmışsa ya da başka ülkelerden bu tür bombaları temin etmişse veya İran’a nükleerle saldırıldığında başka ülkeler de devreye girerse, nükleer silahlar konusunda pervasız davranılması başta İsrail tüm bölge ve dünya için büyük bir felakete dönüşebilir.

Zaten nükleerle o kadar insanın hayatına kast ederek bir savaşın kazanılması aslında tam bir yüz karası olur. Kaldı ki ne olacağı da belli olmaz. İran nükleer silahlarla çok ciddi darbeler alır ama İran’da da bunları kullanma imkânı varsa İsrail yok olur.

Gizli tutsalar da, İsrail’in 100 civarında nükleer başlığı olduğu kesin gibi görünüyor. Tahmini 400’e kadar çıkaranlar da var, abartmış ta olabilirler. Bunlar karadan denizden, havadan ve denizaltıdan atılabilecek nükleer başlıklar.

Allah muhafaza, İsrail nükleere yeltense ve sonra kendi ülkesini de yok edecek bir süreci başlatsa, denizde vs. bulunan İsrail unsurlarının “Biz yoksak herkes yok olsun.“ anlayışıyla hareket edebileceği ve birçok önemli merkeze saldırabileceği söyleniyor. Samson seçeneği de zaten bunu ima ediyor. Bu unsurların illaki İsrail bayrağıyla seyr-ü sefer etmeyecekleri ve hatta çok yanıltıcı şekilde hareket edebilecekleri de ihtimal dâhilinde. Dolayısıyla iş bu noktalara gelirse, dünya açısından yönetmesi çok zor durumlar ortaya çıkacaktır.

Böyle bir felaket yaşanırsa, İsrail’de toplanmış Yahudilerin ve orada yaşayan diğer insanların yok olmalarının ötesinde tüm dünyadaki diğer Yahudileri de ne denli zor günlerin bekleyeceğini tahmin etmek zor değil.

Zaten Netanyahu’nun pervasızca sağa sola saldırması ve dünyayı ateşe atabilecek hareketlerde bulunması tüm dünyada bir Yahudi aleyhtarlığına sebep olmuş durumda. Bu ölçüsüzlüğün ilerletilmesi işi daha da kötüleştirir.

Özetle, nükleer silah kullanımının küresel felaket senaryolarına giden yolu açabileceği göz önüne alınınca, başta dünyaya çok düşkün Yahudi kardeşlerimiz olmak üzere nükleer seçeneklerin herkesin gündeminden düşürülmesi gerekiyor.

Zaten bu tehlikeli silahlar üretildikten sonra anladığımız şu: Rabbimiz nükleer silahların şerlerinden insanlığı karşılıklı bir denge ve korku unsuru vesilesiyle koruyor. Bir dönem buna dehşet dengesi deniliyordu. Düşünün, yaşadığımız dünyada insanlığı defalarca fiziksel olarak yok edebilecek kadar çok nükleer silah var, durmadan yenileri de üretiliyor ama mütekabiliyetteki korku dengesiyle bunlar kullanılamıyor. Atom bombasının Japonya’da iki kez kullanılmasının sebep olduğu trajedi de bu dengeyi zorlayan unsurlardan oldu muhtemelen. İnşaAllah bu denge de bu şekilde kalır ve bozulmaz.

Konunun başka detayları da var ama sözü zaten uzattık. Bu konuyu burada bitirelim. Ve son olarak iki hususun altını çizerek yazımızı tamamlayalım:

  1. Okumalarım sırasında yine bir savaş suçlusu olan General Moşe Dayan’ın şu sözüne denk geldim:

“Israel must be like a mad dog, too dangerous to bother.”

“İsrail  rahatsız edilmesi çok tehlikeli çılgın – deli bir köpek gibi olmalı.”

Hareketlerinden Netanyahu’nun Moşe Dayan’ın bu sözünü sadakatle takip ettiği ve işi daha da ileri taşıdığı söylenebilir. Çünkü gerçekte rahatsız edilmese de bildiğini okuyor, sağa sola saldırıyor. Ama herkes için asıl insani seçeneklerin ulvi ve sürdürülebilir olduğunu belirtmeye bile gerek yok.

  1. Biliyorsunuz, yazımızda anlattığımız süreçte İsrail’in Pars doğalgaz sahasına yaptığı saldırılara karşılık İran da Katar’daki doğal gaz tesislerini hedef aldı. Kendisine saldıranları hedef aldığı sürece kimse İran’a bir şey diyemez ve muhtemelen bundan dolayı ciddi bir sempati de topluyordur ama İran’ın Katar’ı veya diğer üçüncü ülkeleri hedef alması işi son derece yanlış yerlere götürebilir ve Körfezden başlayarak İslam dünyasını birbirine düşürecek derin kırılmalara sebep olabilir. Bunun da Yüce Dinimizin ulvi prensipleri ve bölgenin selameti açısından ne kadar sakınılması gereken bir durum olduğu ortada.

Bu tür hareketlerin kısa vadedeki caydırıcılık getirisinin! orta vadede hangi büyük sıkıntılara sebep olabileceğini tahmin bile edemeyiz. İlk başta bu tür saldırılar İsrail’in bölge ülkelerini birbirine düşürmek için bir süredir yapmaya çalıştığı ve yapabileceği provokasyonların tesirini ve inandırıcılığını kat be kat artıracaktır. Bölge ülkelerinin birbirleriyle kapışması da ancak İsrail ve destekçilerinin işine gelir. Bölgeye yazık olur. Bölgedeki ABD üsleri, radarlar vs. vuruldu. Şimdi insanların günlük hayatlarına yansıyacak darbeler Körfez ülkelerini de durmadan İran’a savaş açmaya kışkırtan aklın işine yarar.

NYT’de daha yeni yayınlanan bir sözde analizde Suudi Arabistan’ın operasyonların devamını istediği ve savaşa dâhil olabileceği yazıldı. Bu savaşta üslerini kullandırmayacağını resmen açıklamış bir ülkenin İran’a yapılan operasyonların devamını istemesi bu aşamada mantıklı görünmüyor. Ama istenen Suudi Arabistan’ın da diğer körfez ülkelerinin de bu savaşa girmeleri. Fakat ne için, hangi amaçla? Bunun İsrail’in işini kolaylaştıracağını onlar da görüyor. Ama kışkırtmalar arttığında bu duruşun değişmesi de ihtimal dâhilinde.

Bu çerçevede, İran’ın da içteki sızmalar ve yanlış reaksiyon gösterebileceklerle ilgili ciddi çalışmalar yapması hem İran’ın hem de bölgenin selameti açısından elzem görünüyor. İran’da sahadaki ajanların varlığı ne yazık ki fazlasıyla aşikar. Ve bunlar Dini liderleri Ali Hamaney’e saldırıdan sonra hemen resmini çekebilecek ve yine yakın zamanda öldürülen Ali Laricani’nin yüzüğünü enkazda görüntüleyip dünyayla paylaşacak kadar da yakınlarda olan ajanlar.

Bunları daha üstte kollayan birilerinin de olması ve karşımızda münferit değil sistematik bir ekibin bulunması ihtimali hem bölge hem de İran için ciddi bir risk.

Allah azimüşşan ülkemizi, bölgemizi ve bütün dünyayı beyhude savaşların şerlerinden muhafaza buyursun.

Allah’a emanet olun.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER