ABD merkezli düşünce kuruluşlarından National Security Journal’da, NATO’nun savunma harcamaları, Avrupa’nın askeri kapasitesi ve ittifakın geleceğine ilişkin değerlendirmelerin yer aldığı bir analiz yayınlandı.
Önümüzdeki NATO Zirvesi öncesinde Avrupa ülkelerinin savunma harcamalarını artırmaya yönelik taahhütlerinin tek başına yeterli olmayacağına dikkat çekilen analizde, ittifakın karşı karşıya olduğu en kritik sorunun askerî personel eksikliği olduğu vurgulandı.
Analizde ayrıca; ABD’nin Avrupa’daki askerî varlığını azaltma sürecinin NATO’nun doğu kanadındaki caydırıcılık üzerindeki olası etkileri ile Avrupa ülkelerinin personel yatırımlarını artırarak kendi savunmalarında daha fazla sorumluluk üstlenmelerinin gerekliliğine ilişkin değerlendirmelere yer verildi.
İşte National Security Journal’da yayınlanan analiz:
NATO’nun artan savunma harcaması taahhütleri, personel harcamalarını artırmaya yönelik somut yükümlülükleri de içermelidir.

Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi, ittifakın gerçek anlamda ilerleme kaydettiğini ortaya koyması açısından önemli bir fırsat sunuyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin geçtiğimiz hafta Washington’a gerçekleştirdiği ziyaretin temel mesajı da buydu.
ABD’deki belirsizlik Avrupa’nın savunma alanındaki ivmesini sekteye uğratmadan önce, Avrupa’nın savunma harcamalarına yönelik kararlılığını güvence altına almak.
Bu nedenle savunma harcamaları ve savunma sanayi iş birliği, Ankara’daki zirvenin ana gündem maddelerini oluşturacak.
Asıl sorun: İnsan gücü
Ancak en az bunlar kadar önem taşıyan ve muhtemelen yeterince gündeme gelmeyecek bir başka konu daha bulunuyor: NATO’nun yaptığı harcamalara gerçek askerî caydırıcılık kazandıracak insan kaynağını oluşturup oluşturamayacağı.

Donald Trump yönetimi uzun süredir Avrupa’dan daha fazla sorumluluk üstlenmesini talep ediyor. Avrupa’nın askerî personel kapasitesini artırmaya yönelik adımlar ise iki yönlü bir etki yaratacaktır.
Bir yandan Avrupa’nın caydırıcılığını güçlendirecek, diğer yandan da Avrupa’nın kendi güvenliği konusunda daha fazla sorumluluk almaya hazır olduğu yönünde Washington’a güçlü bir siyasi mesaj verecektir.
ABD’nin asker çekme politikası belirsizlik yaratıyor.
Bu yılın başlarında ABD, Avrupa’daki müttefiklerini peş peşe gelen açıklamalarla ciddi bir belirsizlik içine sürükledi. Önce Almanya ve Polonya’daki askerî varlığını azaltacağını duyurdu, ardından Polonya’ya yeni birlikler konuşlandıracağını açıkladı. Bu gelişmeler, geçen yıl Romanya’daki dönüşümlü tugay görevine son verilmesinin ardından yaşandı.

Bugün gelinen noktada ABD, Almanya’dan yaklaşık 5 bin asker çekmeye hazırlanırken, Avrupa kıtasındaki Amerikan kuvvet yapılanmasını da köklü biçimde yeniden düzenlemeyi planlıyor.
Her ne kadar Trump yönetiminin Kongre ile resmî istişare sürecini başlatmadan Avrupa’daki asker sayısını 76 binin altına düşürmesi mümkün olmasa da, son dönemde yapılan açıklamalar ittifak içerisinde ciddi bir insan gücü belirsizliği oluşturdu.
Avrupa cephesinde caydırıcılığın kritik önem taşıdığı bir dönemde bu belirsizlik hem NATO’nun caydırıcılığını zayıflatıyor hem de ittifakın bütünlüğünü olumsuz etkiliyor.
Savunma harcamaları tek başına yeterli değil
Mark Rutte’nin Washington ziyareti sırasında Avrupa’nın Gayrisafi Yurt İçi Hasılası’nın yüzde 5’ini savunmaya ayırma hedefi doğrultusunda kaydettiği ilerleme öne çıkarıldı.

Rutte ayrıca Trump yönetiminin Avrupa üzerindeki baskısının savunma alanında daha ciddi adımlar atılmasını hızlandırdığını belirterek mevcut süreci “gerçek bir transatlantik savunma sanayi devriminin başlangıcı” olarak tanımladı.
Bu çerçevede Ankara Zirvesi’nin, milyarlarca dolarlık yeni savunma sözleşmeleriyle desteklenen bir “NATO 3.0” vizyonunu ortaya koyacağını ifade etti. Zirve sonunda yayımlanacak bildiride yüksek rakamların yer almasına kesin gözüyle bakılıyor.
Ancak Avrupalı müttefikler yeni platformlara, mühimmata veya ileri teknoloji yatırımlarına ne kadar kaynak ayırırsa ayırsın, çözülmesi çok daha zor olan temel sorun büyük ölçüde aynı kalacaktır: insan gücü.
Avrupa’nın demografik sorunu
Avrupa’nın personel sorunu oldukça derindir. Askerlik hizmetine yönelik düşük ilgi, yetersiz maaşlar ve birçok müttefik ülkede askerlik mesleğine karşı oluşan kültürel mesafe bu sorunun önemli unsurlarıdır.

Ancak yapısal açıdan bakıldığında en büyük kısıtlayıcı faktör demografidir. Avrupa son yirmi yıldır, önceki nesillere kıyasla çok daha küçük askerlik çağındaki nüfus üretmektedir. NATO bugün tam da bu daralan insan havuzundan personel temin etmeye çalışmaktadır.
Avrupa Birliği’nde doğum sayısının 2022 yılında 1960’tan bu yana ilk kez 4 milyonun altına düşmesi, bu eğilimin yakın gelecekte tersine dönmesinin oldukça zor olduğunu göstermektedir.
Personel yatırımları artırılmalı
Buna rağmen Avrupalı müttefiklerin atabileceği somut adımlar bulunmaktadır.
Artan savunma harcamaları, personel giderlerinde de kayda değer artışları içermelidir. Mevcut askerlerin maaşlarının anlamlı biçimde yükseltilmesi ve modern personel temin altyapısına ciddi yatırımlar yapılması bu sürecin temel unsurlarını oluşturmalıdır.

Bugün NATO üyeleri savunma bütçelerinin ortalama yüzde 35’inden biraz daha azını personel giderlerine ayırmaktadır. Bu kalem; maaşlardan emeklilik ödemelerine kadar geniş bir alanı kapsamaktadır.
Savunma bütçeleri büyürken personel harcamalarının da yalnızca mutlak rakam olarak değil, bütçe içerisindeki pay bakımından da artırılması gerekmektedir. Azalan Amerikan askerî varlığının oluşturduğu boşluğun doldurulabilmesi için daha fazla Avrupalının askerlik yapmaya istekli olması ve hükümetlerinin satın aldığı modern sistemleri kullanabilecek şekilde eğitilmesi şarttır.
Caydırıcılığın temel şartı
Ankara’da bir araya gelecek NATO müttefikleri tarihin en yüksek savunma yatırım taahhütlerini açıklayabilir ve bu yatırımların tamamını hayata geçirebilir.

Ancak ABD’nin Avrupa’daki askerî varlığının azalması, özellikle NATO’nun Baltık bölgesi başta olmak üzere doğu kanadının güvenliğinin sağlanabilmesi için çok daha büyük Avrupa insan gücü gerektirecektir.
Aksi takdirde artırılan savunma bütçeleri, Rusya’yı caydırabilecek ölçüde güvenilir bir askerî caydırıcılık kapasitesine dönüşmeyecektir.
İnsan gücünün artırılması, yeni platformların ve ileri teknolojilerin etkin biçimde kullanılması sayesinde müttefikler hem caydırıcılıklarını güçlendirebilir hem savunma sektöründe yeni istihdam alanları oluşturabilir hem de Avrupa’nın kendi kolektif savunması konusunda daha fazla sorumluluk üstlendiğini ABD yönetimine somut biçimde gösterebilir.
