ABD’nin önde gelen düşünce kuruluşlarından American Enterprise Institute’de, Batı Pasifik’te artan Çin baskısı ve Tayvan seçimlerinin olası etkilerinin değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
Çin’in son dönemde Tayvan çevresindeki deniz ve hava faaliyetlerini sistematik şekilde artırdığına dikkat çekilen analizde, Pekin yönetiminin doğrudan askerî işgal yerine deniz karantinası, gümrük uygulamaları ve gri bölge operasyonlarıyla Tayvan üzerinde baskıyı tırmandırabileceği, kritik kırılma noktasının ise 2028’de yapılacak Tayvan devlet başkanlığı seçimi olabileceği belirtildi.
Analizde ayrıca; ABD’nin Tayvan’a yönelik silah satışlarını hızlandırması, Çin’e karşı ekonomik baskı seçeneklerini genişletmesi ve Japonya başta olmak üzere bölgesel müttefikleriyle kriz hazırlıklarını güçlendirmesi gerektiği, aksi halde Pekin’in Washington’ın dikkatinin dağılacağı 2028 seçim sürecini stratejik bir fırsata çevirebileceği değerlendirmesi yapıldı.
İşte American Enterprise Institute’de yayınlanan analiz:
Batı Pasifik’te uğursuz bir gelişme yaşanıyor ve ABD buna yeterince hazırlıklı görünmüyor.

Bu ayın başlarında Çin Sahil Güvenliği, Tayvan’ın doğusundaki uluslararası sularda seyreden üç gemiyle irtibata geçerek kalkış ve varış noktalarını bildirmelerini talep etti. Çin bu gemileri durdurmadı.
Ancak bu hamleyle Tayvan çevresindeki deniz trafiğini denetleme hakkına sahip olduğunu fiilen ortaya koydu ve belki de bir ya da iki yıl içinde yaşanabilecek büyük bir krizin ilk işaretini verdi.
Çin’i yakından takip eden birçok analist, Tayvan krizinin gelecek yıl patlak verebileceğinden endişe ediyor. ABD istihbarat kurumlarına göre Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Halk Kurtuluş Ordusu’na 2027 yılına kadar Tayvan’a yönelik bir harekâta hazır olunması talimatını verdi.
Ancak asıl kritik dönemeç muhtemelen Ocak 2028 olacak.
Çünkü Tayvan bir sonraki devlet başkanlığı seçimini o tarihte gerçekleştirecek ve Xi’nin Tayvan meselesini zor kullanarak çözmeye karar verebileceği en kritik siyasi eşik de bu dönem olabilir.
Görünürdeki sakinlik aldatıcı
İlk bakışta ortam sakin görünüyor. Son büyük Tayvan krizi yaklaşık dört yıl önce, dönemin ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin adayı ziyaret etmesiyle yaşanmıştı. ABD ile Çin arasındaki ilişkiler de geçici bir ateşkes dönemine girmiş gibi görünüyor.

Xi Jinping ile ABD Başkanı Donald Trump, mayıs ayında Pekin’de gerçekleştirdikleri görüşmede “yapıcı stratejik istikrar” konusunda mutabakata vardı.
Ancak bu görüntü yanıltıcı.
Xi Jinping, Tayvan’ı kontrol altına alıp anakarayla birleşmeye zorlayacak askerî kapasiteyi sistemli şekilde inşa ederken, savaşın eşiğine gelmeden uygulanabilecek baskı yöntemlerini de sürekli artırıyor.
Tayvan neredeyse sürekli Çin savaş gemileriyle çevrelenmiş durumda. Çin kuvvetleri Tayvan’ın hava sahası ve karasularında baskı oluşturuyor; ani tatbikatlarla işgal ve abluka senaryolarını prova ediyor. Pekin yönetimi aynı zamanda Tayvan’a yönelik siber saldırılar, dezenformasyon faaliyetleri ve casusluk operasyonlarını da kesintisiz sürdürüyor. Ortamın sakin görünmesinin tek nedeni, Xi’nin bu çok cepheli psikolojik baskıyı artık olağan bir duruma dönüştürmüş olmasıdır.
Xi’nin hedefi savaşmadan kazanmak
Çin’in temel hedefi savaşmadan sonuç almak, ancak gerektiğinde askerî gücü devreye sokabilecek hazırlığı tamamlamaktır. Xi Jinping, Tayvan halkının moralini bozmayı ve ABD’nin güvenlik taahhütlerine ilişkin şüpheler oluşturmayı amaçlıyor.

Pekin’in hesabına göre yalnızlaştırılmış ve kendisini savunmasız hisseden bir toplum, zamanla zoraki birleşmeyi kabul edebilir. Üstelik Xi’nin bunu mümkün olduğunca kısa sürede gerçekleştirmek istemesi şaşırtıcı değil. 73 yaşındaki Çin liderinin önünde sınırsız bir zaman bulunmuyor.
Bu nedenle Xi’nin stratejisi, Pekin’le uyumlu hareket edecek bir Tayvan hükümetini iktidara taşımayı gerektiriyor. Bu da 2028 seçimlerini son derece kritik bir kırılma noktası haline getiriyor.
Çin’in propaganda organları Tayvan Devlet Başkanı Lai Ching-te’yi bağımsızlık yanlısı radikal bir siyasetçi olarak hedef gösteriyor. Eğer Lai seçim kampanyasında Tayvan’ın egemenliğini güçlü söylemlerle savunursa Xi’nin buna kayıtsız kalması beklenmiyor. Pekin, füze denemeleri ve geniş kapsamlı askerî tatbikatlar gibi daha sert baskı araçlarıyla seçime müdahale etmeye çalışabilir.
Amaç, Lai’nin yeniden seçilmesi halinde Tayvan’ın dört yıl daha sürekli kriz yaşayacağı algısını oluşturmaktır.
Ancak 2016’dan bu yana Çin’in uyguladığı baskı politikası Tayvan seçmenlerini Pekin’in desteklediği adaylardan uzaklaştırdı. Bu nedenle ikinci ihtimal, Xi’nin istemediği bir seçim sonucuna çok daha sert tepki vermesi olabilir.
Muhalefet ve Pekin’in beklentileri
Xi’nin desteklediği isim, muhalefetteki Kuomintang’ın (KMT) başkanı Cheng Li-wun olarak görülüyor. İlkbaharda Pekin’e giderek anakarayla daha yakın ilişkiler kurulmasını savunan Cheng, parti başkanlığına yalnızca KMT üyelerinin katıldığı kapalı bir oylamayla seçildi.

Ayrıca Çin tehdidine karşı Tayvan’ın silahlandırılmasını amaçlayan özel savunma bütçesinin kritik bölümlerini engelleyerek güvenlik politikalarını iç siyasetin konusu haline getirdi.
Bu politikalar, ulusal güvenlik konusunda zaten KMT’ye mesafeli duran merkez seçmeni daha da uzaklaştırabilir. Düşük ancak yükseliş eğilimindeki kamuoyu desteğine rağmen Lai Ching-te yeniden seçilmeyi başarabilir. Ya da KMT, Cheng yerine stratejik açıdan daha dengeli bir aday çıkararak seçimi kazanabilir.
Her iki senaryoda da ortaya çıkacak hükümet, Xi Jinping’in istediği hızda ve ölçüde birleşme politikasını kabul etmeyecektir. Bu durum ise Pekin’in baskıyı daha da artırmasına yol açabilir.
Abluka yerine karantina senaryosu
Bunun için doğrudan işgal harekâtına gerek olmayabilir. Çin Sahil Güvenliği’nin son uygulamalarını temel alan Xi, bunun yerine bir “gümrük karantinası” ilan edebilir.

Pekin, Tayvan’a yönelik hava ve deniz trafiğini seçici biçimde taciz edebilir. Tayvan’a giden gemilerin önce Çin ana karasında gümrük işlemlerinden geçmesini zorunlu tutabilir. Böylece Çin, Tayvan ekonomisini ne kadar kolay boğabileceğini ve ABD’nin buna karşı koymasının ne kadar zor olacağını göstermeyi hedefleyebilir.
Böyle bir karantinayı kırmak her koşulda son derece güç olacaktır. Çünkü ABD’nin, kontrolsüz bir tırmanmaya yol açmadan Çin üzerinde karşı baskı oluşturması gerekecektir. Bu da ticari, finansal ve teknolojik yaptırımların uluslararası diplomatik baskıyla birleştirilmesini, gerekirse askerî seçeneklere hazırlık yapılmasını zorunlu kılabilir.
Ancak Trump’ın geçen yıl başlattığı ticaret savaşında geri adım atması, Pekin’de Washington’ın baskı mücadelesinde risk almak istemeyeceği yönünde bir kanaat oluşturmuş durumda.
Washington’un hazırlık eksikliği
Donald Trump da Tayvan kaynaklı yeni bir kriz konusunda istekli görünmüyor. Eylül ayında Xi Jinping ile gerçekleştirmeyi planladığı zirveyi riske atmamak adına Tayvan’a yapılacak silah satışlarını yavaş ilerletiyor.

Pentagon ise olası bir işgal senaryosuna odaklanırken, karantina veya gri bölge operasyonları gibi seçeneklere yeterince hazırlık yapmış görünmüyor. Üstelik 2028’in başında ABD kendi başkanlık seçimlerinin yoğun siyasi atmosferiyle meşgul olacak. Xi Jinping de Washington’ın dikkatinin başka yöne çevrildiği bu dönemde Tayvan üzerinde maksimum baskı kurmayı deneyebilir.
Caydırıcılık ve diplomasi
ABD’nin bugünden atması gereken bazı adımlar bulunuyor. Trump yönetimi, Taipei’ye planlanan 14 milyar dolarlık silah satışını tamamlayarak Tayvan’ın güvenliği pahasına Xi Jinping’e taviz vermeyeceğini göstermeli.

Washington ayrıca Çin ekonomisinin hassas noktalarını hedef alabilecek seçenekleri geliştirmeli; özellikle uçak motoru bileşenleri ve ileri teknoloji yarı iletkenlere erişimi daha da sınırlandıracak tedbirler üzerinde çalışmalıdır.
ABD’nin Japonya ve diğer bölgesel ortaklarıyla birlikte olası bir Tayvan krizine yönelik hazırlıkları yoğunlaştırması da büyük önem taşıyor. Trump yönetimi, daha kapsamlı çok uluslu tatbikatlar düzenleyerek, füze sistemleri ve diğer gelişmiş askerî kabiliyetleri bölgeye konuşlandırarak bu alandaki iş birliğini genişletiyor.
Bununla birlikte Washington, Lai hükümetine güçlü destek verirken seçim kampanyasında gerilimi gereksiz şekilde yükseltecek sert söylemlerden de kaçınılmasını teşvik etmelidir.
2028’de “yapıcı stratejik istikrar” söyleminin yeni bir Tayvan krizine dönüşmesini önlemek için hem güçlü bir caydırıcılık politikası hem de ihtiyatlı bir diplomasi aynı anda uygulanmak zorundadır.
