Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

The Guardian: İran Savaşı küresel bir dönüm noktası mı olacak?

Netanyahu faktörü, yanlış hesaplar, yeni dengeler ve Vietnam’ın gölgesi. İran Savaşı, Vietnam’dan daha büyük bir küresel dönüm noktası mı olacak?

Netanyahu faktörü, yanlış hesaplar, yeni dengeler ve Vietnam'ın gölgesi. İran

İngiltere merkezli önemli yayın organlarından The Guardian’da, ABD’nin İran’a yönelik müdahalesinin ardından ortaya çıkan yeni jeopolitik kırılmaların ve savaşın uluslararası sistem üzerindeki etkilerinin değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.

Donald Trump yönetiminin İran’a yönelik askeri hamlesinin “stratejik bir zaferden çok siyasi ve diplomatik bir çıkmaza dönüştüğü” vurgulanan analizde, savaşın Vietnam Savaşı ile kurulan tarihsel paralellikler üzerinden okunmasına dikkat çekildi. ABD’nin askeri üstünlüğüne rağmen sahada net bir sonuç üretememesinin, Washington’un küresel güç projeksiyonu açısından ciddi bir sorgulamayı beraberinde getirdiği ifade edildi.

Analizde ayrıca İsrail’in İran stratejisinin çöküşü, Körfez ülkelerinin güvenlik politikalarını yeniden gözden geçirme eğilimi ve ABD’nin bölgesel müttefikleriyle yaşadığı stratejik uyumsuzluklar ele alındı. Bunun yanı sıra Avrupa başkentlerinde artan ekonomik ve siyasi baskılar ile NATO içindeki güvenlik tartışmalarına yönelik etkilerin de sürecin önemli çıktıları arasında yer aldığı belirtildi.

Savaşın sadece Ortadoğu dengelerini değil, aynı zamanda küresel enerji güvenliği, ittifak sistemleri ve ABD liderliğindeki uluslararası düzenin sürdürülebilirliğini de doğrudan etkilediğine dair değerlendirmelere yer verilen analizde, İran’ın ise tüm baskılara rağmen caydırıcılık kapasitesini yeniden inşa etmeye çalıştığı ifade edildi.

İşte The Guardian’da yayınlanan analiz:

1965 yılında Vietnam Savaşı, büyük güçlerin küçümsedikleri ve yanlış okudukları daha zayıf rakiplerini ezememenin yarattığı şaşkınlık, çıkmaz ve nihayetinde yıpranmanın bir simgesi gibiydi.

The Guardian: İran Savaşı küresel bir dönüm noktası mı olacak?

Uzun süre boyunca Donald Trump’ın İran’da bu kaderi yaşamayacağı varsayıldı. Ancak bugün dolaşımda bulunan muhtemel barış anlaşması taslaklarına bakıldığında, Trump’ın “İran’a küçük gezisi” neredeyse evrensel biçimde bir yenilgi olarak algılanıyor.

Sonuç ne olursa olsun savaş, kötü tasarlanmış, hedefleri belirsiz, planlaması zayıf ve varsayımları yanlış kurulmuş bir girişim görünümü veriyor.

Ölçek değil sonuç belirleyici

Elbette ABD için mevcut çatışmanın ölçeği Vietnam Savaşı ile kıyaslanamaz. Yıllarca süren Vietnam savaşı 58 bin 220 Amerikan askerinin ölümüne yol açmış ve ABD kibirinin eşsiz sembolü olarak hafızalara kazınmıştı. Vietnam destanıyla karşılaştırıldığında İran savaşı adeta kısa bir günlük gezi gibi görünebilir.

The Guardian: İran Savaşı küresel bir dönüm noktası mı olacak?

Bununla birlikte sonuçlar bakımından tablo farklı olabilir.

Trump’ın “İran gezisi”, rakipsiz süper güç açısından daha büyük bir jeopolitik dönüm noktası haline dönüşebilir. Çünkü burada mesele yalnızca ikna edici bir savaş planının olmayışı değil; aynı zamanda çağdaş dünyanın işleyişine uygun büyük bir stratejinin de bulunmamasıdır.

Birbirine bağlı küresel sistemde Trump ilerlemenin iş birliğiyle değil, çatışmayla sağlandığına inanıyor.

Bu açıdan ironik biçimde Vietnam’ın gölgesi Trump’ın üzerinde hep var oldu ve olmaya devam ediyor.

İç politika ile dış sonuçlar arasındaki fark

Açık olan şu ki İran savaşının ABD iç siyaseti üzerindeki etkisi hiçbir zaman Vietnam’ın yarattığı sarsıntıya ulaşmayacak.

The Guardian: İran Savaşı küresel bir dönüm noktası mı olacak?

Ülkeye dönen yalnızca 13 cenaze oldu; her biri ayrı bir trajedi olsa da bu kayıplar toplumsal dokuyu sarsacak boyutta görülmedi. En fazla, enerji şokunun tetiklediği enflasyon zaten düşük popülariteye sahip olan bir başkanın ara seçimlerde cezalandırılmasına yol açabilir ki Trump bunun kendisini ilgilendirmediğini söylüyor.

Ancak İran savaşının uluslararası sonuçlarının çok daha kalıcı olması ihtimali giderek daha fazla tartışılıyor.

1975’te Saygon’un düşüşü, dönemin yaygın kehanetlerinin aksine küresel ölçekte büyük bir domino etkisi yaratmamıştı. Henry Kissinger ve Johnson’ın korktuğu biçimde komünizmin Güneydoğu Asya boyunca yayılması gerçekleşmedi; Kamboçya ve Laos dışında öngörülen senaryo ortaya çıkmadı.

Buna karşılık Trump’ın kendi tercihiyle başlattığı savaş, birçok alanda etkisi hissedilecek bir yenilgi işareti olarak görülüyor.

İsrail stratejisinin çöküşü

Savaş, İsrail’in yirmi yıldır sürdürdüğü İran rejimini dönüştürme ve rejim değişikliği yaratma stratejisinin çöküşüne işaret ediyor. Aynı zamanda mevcut İsrail hükümetinin Washington üzerindeki etkisindeki hızlı aşınmayı daha da hızlandırıyor.

The Guardian: İran Savaşı küresel bir dönüm noktası mı olacak?

İsrail askeri istihbaratının İran masasının eski yöneticilerinden Danny Citrinowicz, savaşı İsrail açısından “operasyonel başarı fakat stratejik bir fiyasko” olarak tanımlıyor.

Savaş aynı zamanda Körfez monarşilerini jeopolitik ilişkilerini köklü biçimde yeniden değerlendirmeye itiyor. Bu sorgulamanın merkezinde ise şu soru yer alıyor: ABD üslerinin varlığı gerçekten ekonomik çeşitlenme için gerekli güvenliği sağlıyor mu?

Yeni İran dini lideri Mücteba Hamaney, ABD üslerine verilen desteğin artık geri döndürülemeyeceğini söylerken aşırı iyimser davranıyor olabilir. Ancak Trump’ın Suudi Arabistan ya da Katar gibi ülkelerin şimdi İsrail’le normalleşeceği veya Abraham Anlaşmalarına katılacağı yönündeki iddiaları da aynı ölçüde gerçeklikten uzak görünüyor.

Eski ABD’nin İsrail Büyükelçisi Dan Shapiro bu yaklaşımı, “yeşil peynirden yapılmış bir ay kadar hayal ürünü” sözleriyle tanımlıyor.

Geçen hafta düzenlenen bir seminerde konuşan eski ABD Ortadoğu Müsteşarı Barbara Leaf’e göre Körfez devletleri kusurlu da olsa barışı tercih ediyor; çünkü başka bir çıkış yolu göremiyorlar.

Dron çağının sert dersi

Savaş çalışmalarını takip edenler açısından İran çatışması önemli bir gerçeği yeniden teyit etti: düşük maliyetli dronlar modern savaşın en büyük dengeleyicisi haline gelmiş durumda.

The Guardian: İran Savaşı küresel bir dönüm noktası mı olacak?

İran bu dersi Pentagon’dan daha iyi şekilde, Ukrayna savaşından çıkardı.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, gökyüzünden “ölüm ve yıkım” vaat etmiş, yalnızca ilk ay içinde 13 bin hedefin vurulduğunu açıklamıştı. Ancak yoğun bombardıman zafer getirmedi. Ortaya çıkan tablo, yalnızca Amerikan füze stoklarının ve mali kaynaklarının alarm verici ölçüde aşınması oldu.

Bu sonuçların Avrupa’ya da ağır biçimde yansıması bekleniyor.

Önümüzdeki yıl yaşam standartları üzerindeki baskının küresel ekonomi boyunca yayılması halinde, Fransa, Almanya ve İngiltere’de merkez siyasetin temsilcileri ciddi seçim yenilgileriyle karşılaşabilir. Böyle bir tablo, Avrupa Birliği’nin siyasi mimarisini zorlayabilecek yeni kırılmalar yaratabilir.

Üstelik Trump’ın, yardımına koşmadıkları gerekçesiyle NATO ülkelerinden Amerikan askerlerini çekme tehdidini hayata geçirmesi durumunda, Avrupa’daki mevcut hükümetlerin işi daha da zorlaşacak.

Washington düzenine meydan okuma

İran savaşının Washington’daki dış politika çevrelerinde yarattığı yankı da son derece derin oldu.

The Guardian: İran Savaşı küresel bir dönüm noktası mı olacak?

Council on Foreign Relations (CFR) gibi Amerikan dış politika kurumları açısından İran’daki hatalar, Trump’ın son derece kişiselleşmiş, içgüdüsel ve baskıcı diplomasi anlayışının yalnızca daha fazla düzensizlik ürettiğinin nihai kanıtı olarak görülüyor.

Geçtiğimiz hafta CFR, Trump sonrası Amerikan stratejisini yeniden değerlendirmeyi amaçlayan kapsamlı bir inceleme başlattı.

Çalışmanın koordinatörü Rebecca Lissner, savaşın “zaten yaşam destek ünitesine bağlanmış durumdaki ABD liderliğindeki uluslararası düzene potansiyel olarak ölümcül bir darbe vurduğunu” ifade etti.

Lissner’a göre müttefikler artık güvence arayışında alternatif seçenekler geliştiriyor; orta büyüklükteki güçler kendi koalisyonlarını kuruyor ve bir dönem Washington’un nüfuz alanı sayılan bölgeler yeni güç merkezlerine yöneliyor.

Eski Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Mira Rapp-Hooper ise Chatham House’daki değerlendirmesinde daha sert bir ifade kullandı: yaşananlar bir “süper güç intiharı” görünümü taşıyor.

Hürmüz ve İran’ın yeni caydırıcılığı

Zayıflamış, ekonomik olarak yıpranmış ama aynı zamanda cesaret kazanmış İran açısından ise yol haritası hâlâ net değil.

The Guardian: İran Savaşı küresel bir dönüm noktası mı olacak?

Tahran, nükleer program müzakerelerinde bazı tavizler vermek zorunda kalabilir. Bunların önemli bölümü aslında Şubat ayında Cenevre’de sunmaya hazırlandığı öneriler arasında bulunuyordu.

İran iç siyaseti öngörülemezliğini koruyor. Ancak bugün ortaya çıkan yapı daha askerileşmiş bir hükümet görüntüsü veriyor. Buna karşın parlamentodaki en sert radikal unsurların etkisinin gerilemesi dikkat çekiyor.

International Crisis Group’tan Ali Vaez’e göre savaş İran’a üç önemli kazanç sağladı:

  • İdeolojik yeniden canlanma
  • İran içinde yabancı askeri müdahalenin itibarsızlaşması
  • Caydırıcılık stratejisinin onarılması

Vaez’in değerlendirmesine göre ABD, İran’a karşı elindeki nihai caydırıcı aracı – yani savaşı – kullandı ve bu işe yaramadı.

The Guardian: İran Savaşı küresel bir dönüm noktası mı olacak?

İran ise Hürmüz Boğazı üzerinden coğrafyanın ve küreselleşmenin kendisine paha biçilemez bir stratejik avantaj sunduğunu yeniden keşfetti. Bu avantajı etkisiz hale getirmek ise yeni boru hatlarının inşasıyla bile yıllar alacak bir süreç.

Trump’ın başlangıç noktasına dönmek anlamına gelen ve yaklaşık 50 milyar dolarlık maliyet doğuran bir anlaşmayı imzalamakta isteksiz davranmasının arkasında da, savaş hakkındaki bu yaygın olumsuz küresel kanaat bulunuyor.

Bu durum, Johnson’ın 1965’te eşi Lady Bird’e anlattığı ikilemi hatırlatıyor:

“Ya çok ağır kayıp listeleriyle içeri gireceğim ya da utançla çıkacağım. Sanki bir uçaktayım ve uçağı düşürmekle aşağı atlamak arasında seçim yapmam gerekiyor. Ama paraşütüm yok.”

Netanyahu faktörü ve yanlış hesaplar

İran yönetiminin aylar içinde çökeceğini düşünen Trump, savaşın kendi kendini açıklayan bir başarı hikâyesine dönüşeceğini hesaplamıştı.

The Guardian: İran Savaşı küresel bir dönüm noktası mı olacak?

Rejimin birkaç gün içinde yıkılacağına inanıyordu. Bu gerçekleşmeyince de farklı gerekçeler arasında gidip gelmeye başladı. Savaşa ilişkin ilk televizyon konuşmasını ancak 2 Nisan’da yaptı.

O aşamada ise benzin fiyatlarına odaklanan geniş bir seçmen kitlesi çoktan desteğini geri çekmişti.

Lyndon Johnson ise en azından Amerikan askerlerinin neden yurtdışına gönderildiğini açıklama sorumluluğu hissediyordu. Ülkeyi ortak bir amaç etrafında birleştirmeyi görev sayıyor, hatta toplumsal yaraların sarılmasının önünde engel haline geldiğini hissettiğinde başkanlıktan çekilmeyi tercih ediyordu.

Trump’ın geri planda kalan temel mesajı, İran’ın asla nükleer silaha sahip olmaması gerektiğiydi. Ancak bu argüman da ciddi sorunlar barındırıyordu.

İran zaten Trump’ın ilk döneminde çekildiği 2015 nükleer anlaşmasında bunu kabul etmişti. Dahası Trump, Haziran 2025’teki kısa savaş sırasında düzenlenen saldırılarla İran’ın böyle silahlar geliştirme kapasitesini “tamamen ve bütünüyle yok ettiğini” ileri sürüyordu.

Bu söylem çok sayıda uzman tarafından sert biçimde eleştirildi.

The Guardian: İran Savaşı küresel bir dönüm noktası mı olacak?

2015 anlaşmasının eski Avrupa Birliği başmüzakerecisi Federica Mogherini, İran’ın nükleer silaha çok yakın olduğu iddiasına itiraz ederek şu değerlendirmeyi yaptı:

“Tahran’ın yakın ve acil bir nükleer tehdit oluşturduğuna ya da diplomasinin başarısız kaldığına dair herhangi bir kanıt yoktu.”

Mogherini’ye göre savaş ilk günden itibaren hem yasa dışı hem de pervasızdı.

Analistlerin savaş öncesinde yaptığı uyarılar da büyük ölçüde doğrulandı: İran’a karşı savaşın ülke içindeki en sert muhafazakârları güçlendireceği, çatışmayı bölgeye yayacağı ve küresel enerji fiyatlarını ağır biçimde yükselteceği öngörülüyordu.

Hürmüz körlüğü

Beyaz Saray’daki yetkililer giderek artan bir rahatsızlıkla, Benjamin Netanyahu’nun Trump’ı İran’a saldırmaya ikna etmedeki rolünü tartışmaya başladı.

The Guardian: İran Savaşı küresel bir dönüm noktası mı olacak?

İsrail Başbakanı yakın tarihli bir 60 Minutes röportajında, Trump’ı savaşa zorladığı yönündeki değerlendirmelerin yanıltıcı olduğunu savundu. Kararın birlikte alındığını söyledi ancak dikkat çekici bir itirafta da bulundu:

“Hürmüz Boğazı meselesi savaş ilerledikçe anlaşılmaya başlandı.”

Bu açıklama şaşkınlık yarattı.

Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol, yakın zamanda yaptığı bir değerlendirmede, IEA iş görüşmelerinde adaylara ilk olarak neden kuruma başvurduklarının sorulduğunu, ikinci sorunun ise şu olduğunu aktarmıştı:

“Hürmüz Boğazı kapanırsa ne yaparsınız?”

Yani Hürmüz’ün kapanması senaryosu, enerji güvenliği dünyasında olağan bir kıyamet senaryosu olarak yıllardır tartışılıyordu. Buna rağmen ABD yönetimi kriz patlak verdiğinde doğaçlama çözümler üretmek zorunda kaldı.

Pentagon’un öngöremediği bir diğer unsur ise İran’ın “üçgen zorlayıcılık” yöntemine ne ölçüde başvuracağıydı.

Bu strateji, Körfez ülkelerinin petrol ve doğal gaz tesislerinin yanı sıra savunmasız Amerikan üslerini de hedef alan saldırılar şeklinde ortaya çıktı.

The Guardian: İran Savaşı küresel bir dönüm noktası mı olacak?

Uluslararası ilişkiler literatüründe nispeten az incelenmiş olan bu yaklaşım şöyle tanımlanıyor:

Doğrudan baskı uygulayarak sonuç alamayan bir aktör, hedef üzerinde nüfuza sahip üçüncü tarafı baskı altına alır ve onu hedef ülkeyle çıkar çatışmasına sürükler.

Başka bir ifadeyle İran, ABD’yi doğrudan değil, Washington’un bölgesel ortaklarını baskı altına alarak etkilemeye çalıştı.

Yeni Ortadoğu dengesi

Sonuçta savaşın Amerika’nın kendisini doğrudan dönüştürmeyebileceği, ancak Washington üzerinde etkili olabilecek aktörleri harekete geçirdiği görülüyor.

The Guardian: İran Savaşı küresel bir dönüm noktası mı olacak?

Geçtiğimiz hafta sonu Trump’ın yeniden çatışmaya dönme ihtimalini fiilen engelleyen güç, Suudi Arabistan, Türkiye, Katar, Mısır ve Pakistan’dan oluşan diplomatik hattın ortak tavrı oldu.

Bu tablo, Ortadoğu’da güç merkezinin yeniden dağıldığını gösteriyor.

Bundan sonraki süreçte belirleyici olan, bu ülkelerin ABD’den bağımsız biçimde İran’la nasıl bir ilişki kuracağı olacak. Washington’un bölgedeki geleneksel belirleyici rolü aşınırken, bölgesel aktörlerin kendi güvenlik mimarilerini şekillendirme kapasitesi öne çıkıyor.

Sonuç

İran savaşı, Vietnam’la aynı ölçekte bir askeri felaket olmayabilir. Ancak analizde öne çıkan temel argüman şu:

Vietnam, ABD’nin iç siyasetini dönüştüren savaş olduysa; İran savaşı, Amerikan küresel liderliğinin sınırlarını görünür kılan ve yeni uluslararası güç dağılımını hızlandıran kriz olarak tarihe geçebilir.

Bu nedenle mesele yalnızca Trump’ın bir savaşı yanlış yönetmesi değil; Washington’un, artık değişmiş olan küresel sistemi eski reflekslerle yönetmeye çalışmasının ortaya çıkardığı stratejik açmazdır.