Prof. Dr. Celalettin Yavuz Güvenlik Politikaları Uzmanı, 25 Mayıs 2026
21 Mayıs 2026 günü Türk siyasi hayatında bomba etkisi yaratan bir gelişme yaşandı. Üstelik bu sıradan bir bomba olmayıp, sadece Ana muhalefet Partisi CHP’yi değil, Türk iç siyaseti ile uluslararası ilişkilerini de etkileyebilecek önemde adeta bir atom bombası gibiydi…
Her ne kadar iç siyasi çekişmelere değinememeye çalışsak da, iç sorunlara sebebiyet verebilecek sorun, sağduyu ile hareket edilmezse ciddi milli güvenlik sorunu yaratabilecek potansiyele sahip olduğu için ele alındı.
‘Mutlak Butlan’ ve Gerekçesi
21 Mayıs’ta Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP’nin 4-5 Kasım 2023’te yapılan 38. Olağan Kurultayı hakkında gene CHP’liler tarafından açılan dava hakkındaki kararını, kurultayı ‘mutlak butlan’ şeklinde gerekçelendirerek iptal etti. Böylece kamuoyunda daha önce pek bilinmeyen “Butlan” kavramı gündeme geldi.
Mutlak butlan kavramı; “Bir hukuki işlemin en başından itibaren ağır bir geçersizlik nedeni taşıması sebebiyle kesin hükümsüz sayılması!” demektir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin bu kararıyla da CHP’nin 38. Olağan Seçimli Kurultayı, ‘mutlak butlan’ sebebiyle yapıldığı tarihten itibaren iptal edilmiştir. Bu karar 38. Kurultayı takiben yapılan olağan ve olağanüstü kurultaylar ile alınan kararları da kapsamaktadır. Bu kararla CHP’nin 38. Kurultayı ve daha sonra mahkeme faslının açılmasıyla gerçekleştirilen olağanüstü kurultay ile bu kurultaylar sonrası alınan kararlar “yok hükmünde”dir.
Anılan kurultayda CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu kaybederken, Özgür Özel kazanan taraftı. Ancak bu seçimi takiben Hatay Büyükşehir eski Belediye Başkanı Lütfi Savaş ve bazı delegeler, “kurultayın iptali ve yetkili kurulların görevden uzaklaştırılması” talebiyle dava açmışlardı. Küskünlerin bu hamlesine karşılık Özel yönetimi 6 Nisan 2025’te yapılan 21. Olağanüstü Kurultay’ını gerçekleştirdi ve Özel yeniden genel başkan seçildi. Bu arada Savaş ve diğer delegelerin açtığı davalar Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde birleştirildi.
Yani düz mantıkla bakıldığında CHP içerisindeki bu fırtına gene CHP’lilerin açtığı bir dava sonucu yaşandı. Lütfi Savaş’ın dava açmasının gerekçelerinden kuşkusuz ki en önemlisi 2024 Mahalli Seçimleri öncesinde bizzat CHP yönetimi tarafından itibarsızlaştırılması vardır. Zira seçimler yaklaşırken Lütfi Savaş Hatay Büyükşehir Belediye başkanlığı için yeniden aday gösterilmiş, ancak bir süre sonra Özel yönetimi “Anket sonuçlarını bekliyoruz!” diyerek, belirlediği adayı iki arada bir derede bırakmıştı.
Daha sonra Savaş tekrar aday gösterilmiş olsa da oldukça yıpratılmış ve deprem sonrası imarlaşma program kozunu da oynayan Ak Parti adayı karşısında az bir oyla da olsa kaybetmişti. İşte CHP’de Lütfi Savaş krizini çıkartan asıl mesele, Özgür Özel yönetiminin bu ciddi deneyimsizliği idi. Kurultay sırasında neler yaşandığı her ne kadar CHP’nin “iç sorunu” ise de, mahkemenin Savaş ve delegelerin lehinde karar alması, CHP’de bir parti içi hesaplaşmasının devam edeceğini göstermektedir.
Mutlak Butlan Kararı ve Türk Yasalarının Konuyla İlgili Değerlendirmeleri
Sorunun çözülmesi için Özel tarafından YSK ve Yargıtay’a başvurulduğu gibi, aynı zamanda Özel ve Kılıçdaroğlu “Kurultay”ı telaffuz ettiler. Özel 40 gün içerisinde kurultayın gerçekleşmesini isterken, Kılıçdaroğlu “en kısa sürede” şeklinde muğlak bir ifade kullandı.
CHP Tüzüğü’ne göre kurultayiçin gereken süreç en azından 45 gündür. Öte yandan, 38. Kurultay’dan sonra gerçekleştirilen 21. Olağanüstü Kurultay sürecinde tüm il ve ilçe delegelerinde önemli değişiklikler yaşandı. Kılıçdaroğlu ve ekibi yeni kurultay için ilçe ve il kongrelerini yapmak isteyeceklerinden, söylenen “en kısa süre” 9 ay veya daha uzun süreyi alabilecektir.
Mutlak butlan kararı üzerine CHP önce Yüksek Seçim Kurulu (YSK)’na itiraz dilekçesi verdi. Ancak YSK özetle “kurulumuza Anayasa ve yasalarca verilmiş herhangi bir görev ve yetki bulunmadığından yazının işlem yapılmaksızın mahalline iadesi” kararını verdi. Bu karar üzerine CHP tarafından YSK’nın görevini yapmadığı yönünde sesler yükseldi.
YSK’nin “temel görev ve yetkileri, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 79’uncu maddesi ile 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 14’üncü maddesinde ve 7062 sayılı Yüksek Seçim Kurulunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 6’ncı maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddelerdeki görev ve yetkiler dışında 298 sayılı Kanun’un diğer maddeleri, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu, 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu, 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun, 3376 sayılı Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanun, 6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu ve diğer kanunlarda da Yüksek Seçim Kuruluna verilmiş olan görevler” şeklindedir.
Henüz mutlak butlan kararı verilmeden önce Türk kamuoyunun Tv ekranlarından da tanıdığı hukukçu Prof.Dr. Ersan Şen’in yazmış olduğu “Siyasi Parti Seçimlerinde Hangi Kanun, Hangi Yargı Kolu?” başlıklı makalede konuyu enine boyuna incelemiştir.
Prof. Dr. Şen, öncelikle 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu ile 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un birbirinden ayrı değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmektedir. Ona göre; “Yasama üst başlığı altında düzenlenen ‘Seçimlerin genel yönetim ve denetimi’ başlıklı Anayasa m.79’da, milletvekili ve Cumhurbaşkanı seçimleri ile buraya yapılan atıf nedeniyle mahalli idareler seçimlerinin genel yönetimi ve denetimi konusunda Yüksek Seçim Kurulu yetkili kılınmıştır. Anayasa m.79/2’de belirtilen seçimlerin, siyasi partilerde yapılan seçimlerle bir ilgisi bulunmamaktadır!”
Makalenin sonunda Şen’in değerlendirmesini şöyledir: “Tüm bu açıklamalar çerçevesinde; siyasi partilerin kurultay, il ve ilçe kongrelerinin seçimlerinde, Siyasi Partiler Kanunu’nun 21. maddesi ile aynı Kanunun m.121/1’in atfı ile Türk Medeni Kanunu ve Dernekler Kanunu’nun uygulanacağı, 298 sayılı Kanun kapsamına giren seçimlerin dışında kalan siyasi partilerin seçimlerinde ‘Seçim Yargısı’ olarak bildiğimiz YSK’nın mutlak yetkisinin (münhasır görevinin) bulunmadığı, Anayasada ve yasal düzenlemelerde bu yönde kesin ve açık bir hükmün olmadığı, bu nedenle farklı bir yargı kolu olan Adli Yargı kolu içinde yer alan genel mahkemelerin (sulh hukuk ve asliye hukuk mahkemelerinin) görevli olduğu, İzahtan varestedir.”
Prof.Dr. Şen ayrıca “Siyasi Partiler Kanunu m.121/1 yürürlükten kaldırılmadıkça; seçim kurulları ile hukuk mahkemeleri arasında ortaya çıkan yetki karmaşasının bitmeyeceği ve ‘seçim yargısı’ olarak bilinen yüksek seçim kurulları ile diğer seçim kurullarının denetiminde ve gözetiminde yapılması gereken siyasi parti organlarının seçimleri hakkında, hukuk mahkemelerinin karar verme yetkisinin devam edeceği”ni ileri sürmektedir.
Öte yandan 24 Mayıs 2026’da Emekli Hakim Rüstem Karabatak ise sosyal medyada “YSK, Adliye mahkemelerince verilen kararların temyiz merci olmadığından, mutlak butlan kararını kaldırma yetkisi yoktur. Bu kararın temyiz merci Yargıtay’dır!” demektedir. Karabatak’a göre; Mutlak Butlan Kararı üzerine başvurulan YSK; “Kurulumuzun mahkeme kararlarını yerine getirmek gibi bir görevi yoktur!” diyerek Ankara Adliye Bölge Mahkemesi’nin müzekkeresini iade etmiştir. “Bu itibarla, YSK adliye mahkemesi kararını infaz edip; mevcutların mazbatalarını iptal edip, yenilere yeni mazbatalar düzenleyip vermeyince, Kılıçdaroğlu’nun kendi başına yapacağı tasarruflar mazbatasız olup, geçersizdir!” diye yorumlamaktadır.
Bu durumda “Kılıçdaroğlu mazbatasını alamadığı ve kendisine mazbata verilmesi işlemi geri çevrildiği için, trafiğe ehliyetsiz çıkan kanunsuz sürücü konumundadır. Hukuki bir konum elde etmemiştir. Özgür Özel ve ekibine YSK tarafından verilmiş olan mazbatalar geri alınmadığı için, YSK tarafından verilen mazbata geçerliliğini korumaktadır.”
Karabatak son cümlesini şöyle bitirmektedir: “Ankara Bölge Adliye Mahkemesi kararı hukuken infaz edilmemiştir. YSK tarafından, anılan mahkemenin evrakının iadesine dair kararda, ‘kararın yasa ve anayasal dayanaktan yoksun olduğu’ ifade edilmiştir. Seçim hukuku bakımından, mazbata kimde ise başkan odur. Kemal Kılıçdaroğlu’nun mazbatası yoktur. Değişen bir şey de yoktur!”
Görüldüğü üzere hukukçular da bu konuda ortak noktada buluşamamaktadırlar.
NOT: Yazının devamı ve sonuç kısmı yarın (26 Mayıs 2026) yayınlanacaktır.


YORUMLAR