İngiltere merkezli yayın organlarından UnHerd’de, Rusya-Ukrayna Savaşı kapsamında Ukrayna’nın Moskova’ya yönelik gerçekleştirdiği son drone saldırısının stratejik ve siyasi etkilerine dair değerlendirmelerin yapıldığı bir analiz yayınlandı.
Ukrayna’nın başkent Moskova’ya yönelik en kapsamlı İHA saldırısının, savaşın seyri ve Rusya’nın iç güvenlik algısı üzerindeki etkilerinin ele alındığı analizde, saldırının yalnızca askeri değil aynı zamanda psikolojik ve siyasi boyutlarıyla da önemli sonuçlar doğurabileceği ifade edildi.
Analizde ayrıca, Batı’nın Ukrayna’ya yönelik desteğinin mevcut çatışma dinamikleri üzerindeki etkilerine ve Rusya’nın olası karşılık senaryolarının çatışmanın tırmanma riskini nasıl şekillendirebileceğine dair öngörülere yer verildi.
İşte UnHerd’de yayınlanan analiz:
“Kiev yanarsa, Moskova da yanar,” diye çıkışan Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, İran savaşının dünyanın gündeminden az da olsa düşmesinin ardından, stratejisini yeni bir aşamaya taşımış görünüyor.

Nitekim geçtiğimiz hafta sonuna doğru da, Zelenskiy’nin iddia ettiği gibi Moskova’ya büyük saldırılar gerçekleşti.
Ukrayna’nın savaşın başlangıcından bu yana gerçekleştirdiği en büyük İHA saldırısının ardından Rusya’nın başkenti üzerinde yoğun dumanlar yükseldi. Çarpıcı görüntüler, şehrin yakıt arzının yaklaşık %40’ını besleyen kritik bir petrol rafinerisinin çatısının parçalandığını ve altyapının ciddi şekilde hasar gördüğünü ortaya koydu.
Yapılan bu büyül saldırılar, Kiev’de bir katedralin alev almasına neden olan ölümcül Rus saldırılarına karşı hızlı bir misilleme olarak değerlendirildi.

Ancak bu yalnızca anlık bir tepki değil, aynı zamanda Ukrayna’nın hem silah kapasitesine hem de diplomatik konumuna yönelik artan güveninin bir yansımasıydı.
Kullanıldığı değerlendirilen “Bars” hibrit İHA-füze sistemlerinin 600–800 km menzile sahip olduğu düşünülüyor ve Moskova’ya yapılan saldırı, bu kapasitenin daha da ileri olabileceğini net bir şekilde ortaya koyuyor.
Kiev’in Moskova’ya saldırısı ve stratejik mesajı
Ukrayna’nın saldırı stratejisi, savaşın maliyetini Rusya’nın başkentinin kalbine taşıyarak çatışmayı sıradan Rus vatandaşlarının günlük hayatına dahil etmeyi hedefliyor.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrii Sybiha, vatandaşlara Kremlin’e tepki göstermeleri gerektiğini söyleyerek;
“Artık ne olduğunu biliyorsunuz ve bunun ne zaman biteceğini Putin’e sorun”
ifadelerini kullandı.
Ukrayna açısından bu yaklaşımın temel varsayımı, Rusya’daki toplumsal rahatsızlığın siyasi baskıya dönüşebileceği temeline dayanıyor.
Ancak Rusya’da ifade özgürlüğüne yönelik sıkı kısıtlamalar ve güç merkezlerinin yapısı düşünüldüğünde, bu etkinin sınırlı kalabileceği değerlendiriliyor.
Diplomatik zemin ve batı desteği
Geçtiğimiz hafta gerçekleşen G7 zirvesinde ABD Başkanı Donald Trump, Ukrayna’nın hava savunma kapasitesini artırmayı ve Rusya’ya yönelik yaptırımları güçlendirmeyi öngören bildiriyi imzaladı.

Ayrıca Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy ile dört aydan uzun bir aradan sonra ilk kez bir araya geldi.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a göre Trump, Kremlin’in gerçek anlamda barış istemediğini de kabul etti.
Bu tablo, Kiev’in kısa vadede Batı desteğini arkasında tuttuğunu gösteriyor. Ancak Moskova’nın vereceği karşılık, bu dengeyi hızla değiştirebilecek bir risk faktörü olarak öne çıkıyor.
Rusya iç cephesi ve psikolojik etkiler
Geçtiğimiz hafta yaşanan bu büyül saldırı sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kazan’da bir ASEAN zirvesine ev sahipliği yapıyordu.

Moskova’da yaşanan panik, siren ve uyarı sistemlerindeki eksiklikle birleşince şehirde ciddi bir psikolojik şok yarattı ve sosyal medyada birçok Moskova sakini, şehri terk etmeyi düşündüğünü ya da savaşın kendilerine bu kadar yaklaşacağını beklemediğini ifade etti.
Ukrayna’nın stratejisi, savaşın görünmezliğini kırarak Rus toplumunun savaş algısını dönüştürmeyi hedefliyor. Ancak bu yaklaşım, toplumda savaş karşıtı bir baskı üretmek yerine çoğu zaman devlet etrafında kenetlenmeyi güçlendirme riski de taşıyor.
Tırmanma riski ve olası tepki
Saldırı sonrası bazı Rus askeri blog yazarları, devletin zayıflığını eleştirerek daha sert karşılıklar, hatta nükleer seçeneklerin gündeme alınması gerektiğini savundu. Bazıları ise Ukrayna devlet kurumlarının hedef alınmasını talep etti.

Kremlin’in bu tür aşırı söylemleri kontrol altına alma kapasitesi olsa da, genel eğilim daha geniş bir toplumsal refleksi işaret ediyor: saldırılar, halkı rejime karşı değil, saldırıyı gerçekleştiren tarafa karşı daha sert bir tutuma yöneltebilir.
Bu bağlamda Moskova’nın olası yanıtı, daha sembolik ve sert bir tırmanma içerebilir.
Oreshnik tipi bir saldırı ya da Ukrayna’da sembolik bir hedefin vurulması ihtimali masada kalmaya devam ediyor. Bu da çatışmanın kontrolsüz bir tırmanma sarmalına girme riskini artırıyor.
Sonuç olarak; Ukrayna’nın saldırıları Rusya’da kırılganlık yaratırken, aynı zamanda karşı tarafın direnç ve misilleme motivasyonunu da güçlendirebilir.
İşte savaşın en kritik paradoksu da burada yatıyor ve örünen o ki savaş 4 yılın ardından yeni bir aşamaya giriyor.
