Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Middle East Eye: İran savaşı ve çöken bölgesel tasarım

ABD için stratejik gerileme, Körfez denkleminde yaşanan kırılma ve tavşan deliğinden çıkış! İşte İran savaşı ile çöken bölgesel tasarım planı ve beklentiler.

ABD için stratejik gerileme, Körfez denkleminde yaşanan kırılma ve tavşan

İngiltere merkezli yayın organlarından Middle East Eye’de, ABD ile İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın bölgesel ve küresel sonuçlarının ele alındığı dikkat çekici bir analiz yayınlandı.

Analizde, İran’ın savaş sonrasında askeri ve siyasi açıdan zayıflatılmak yerine bölgesel etkisini koruyarak hatta artırarak çıktığı, buna karşılık İsrail’in uzun yıllardır şekillendirmeye çalıştığı bölgesel güvenlik mimarisinin ciddi bir darbe aldığı savunuldu. Ayrıca ABD Başkanı Donald Trump’ın İran konusunda izlediği politikanın, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun bölgesel stratejik hedefleriyle çeliştiği ve bunun Washington-Tel Aviv hattında son çeyrek yüzyılın en önemli görüş ayrılıklarından birine yol açtığı öne sürüldü.

Analizde ayrıca; İran’ın nükleer programı, füze kapasitesi ve bölgesel müttefik ağını muhafaza ettiği, Körfez ülkelerinin güvenlik anlayışının sorgulanmaya başladığı ve Gazze savaşının bundan sonraki süreçte bölgesel dengeleri belirleyecek en önemli başlıklardan biri olmaya devam edeceği yönündeki değerlendirmelere yer verildi.

İşte Middle East Eye’de yayınlanan analiz:

Son 25 yılda Amerika Birleşik Devletleri’nin Orta Doğu’da yaşadığı askeri başarısızlıklar arasında İran savaşı muhtemelen en yıpratıcı olanlardan birisi olarak kayıtlara geçti.

Middle East Eye: İran savaşı ve çöken bölgesel tasarım

Afganistan, Irak, Yemen, Libya ve Suriye’deki Amerikan müdahalelerinden farklı olarak İran İslam Cumhuriyeti yalnızca yeni bir rejim değiştirme girişiminden sağ çıkmakla kalmadı. ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş hiçbir zaman yalnızca bir rejimin kaderiyle ilgili değildi.

İran’ın boyun eğdirilememesi, çok daha büyük bir hedefi durdurdu ya da parçalayarak etkisiz hale getirdi: Yeniden doğmuş ve güçlenmiş bir “Büyük İsrail” merkezli yeni bir Orta Doğu düzeni kurma projesi.

Bu, İbrahim Anlaşmaları’nın stratejik hedefiydi. Suudi Arabistan’ın bu sürece katılmaya yanaşmaması üzerine ise İran ile bir savaş senaryosu devreye sokuldu.

İronik olan ise, İsrail’in Beyaz Saray’da şimdiye kadar sahip olduğu “en büyük dost” olarak görülen Donald Trump’ın, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun en büyük hayalini boşa çıkaran kişi olmasıdır.

Tavşan deliğinden çıkış

ABD Başkanı Donald Trump açısından Netanyahu’nun kendisini sürüklediği çıkmazdan geri dönmek oldukça kolay bir karardı.

Middle East Eye: İran savaşı ve çöken bölgesel tasarım

Ancak Netanyahu için Trump’ın İran konusunda yaptığı geri dönüş, etkileri nesiller boyunca hissedilebilecek stratejik bir felaket niteliğindedir.

Savaşın yol açtığı enerji maliyetleri nedeniyle ABD’de enflasyon son üç yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Trump’ın kamuoyu desteği tarihi düşük seviyelere geriledi. Kendi partisinde muhalefet büyüdü. Körfez ekonomilerindeki durgunluk Trump ailesinin ticari çıkarlarını etkiledi. Ayrıca yaklaşan ara seçimlerde Kongre’nin her iki kanadını da kaybetme riski ortaya çıktı.

Trump hızlı ve Venezuela benzeri bir zafer bekliyordu. Ancak İran’ın teslim olmayacağı ortaya çıkar çıkmaz, 80 yaşındaki başkanın savaşa olan ilgisi hızla azaldı.

İsrailli savaş muhabirleri de benzer değerlendirmelerde bulundu.

İsrail Kanal 13’ün askeri muhabiri Alon Ben David, savaşın dengeleri tersine çevirdiğini belirterek, savaş öncesinde ABD desteğiyle bölgenin en güçlü askeri aktörü olarak görülen İsrail’in yerini artık İran’ın aldığını ifade etti.

Haaretz’in askeri analisti Amos Harel ise Trump’ın İran ile yaptığı anlaşmanın, Netanyahu’nun 7 Ekim 2023 Hamas saldırısından sonraki en büyük güvenlik başarısızlığı olduğunu yazdı.

Middle East Eye: İran savaşı ve çöken bölgesel tasarım

İsrail sağında ise ülkenin bundan sonra “tek başına hareket etmesi” gerektiği yönünde tartışmalar başladı. Bu seçenek kabinede de gündeme geldi.

Trump ise New York Times’a verdiği demeçte Netanyahu’nun kendisine minnettar olması gerektiğini söyleyerek yaraya tuz bastı:

“Eğer İran’ın nükleer silahı olsaydı, İsrail iki saat bile ayakta kalamazdı.”

G7 Zirvesi sırasında Fransa’da gazetecilere yaptığı açıklamada da benzer bir ton kullandı. ABD olmadan İsrail’in var olamayacağını söylerken, anlaşmanın imzalanmasına saatler kala Beyrut’ta gerçekleşen saldırıdan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.

İsrail Beytenu lideri Avigdor Lieberman, İsrail’in kendi balistik füze kuvvetini oluşturması ve Mossad’ın tüm dikkatini İran rejimini devirmeye yöneltmesi gerektiğini savundu.

Aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ise rejimi “kendi yöntemleriyle ve yaratıcı yollarla” devirmeye devam edeceklerini açıkladı.

Netanyahu’nun muhtemel haleflerinden eski Başbakan Naftali Bennett de İran yönetimine yönelik sert tehditlerde bulundu.

Stratejik gerileme

Netanyahu’nun stratejik yenilgisine rağmen İsrail’in bölgesel stratejisinin bazı unsurları varlığını sürdürüyor.

Middle East Eye: İran savaşı ve çöken bölgesel tasarım

Gazze, Güney Lübnan ve Suriye’de işgal altında tutulan bölgeler; Abu Dabi ile yürütülen gayriresmî güvenlik iş birliği; Somaliland’ın ileri karakol olarak kullanılması gibi girişimler hâlen geçerliliğini koruyor.

Dolayısıyla proje tamamen sona ermiş değil. Ancak Netanyahu’nun kaybettiği şey, mevcut ABD başkanının bu projeye verdiği destektir.

Ve yakın gelecekte benzer ölçekte bir Amerikan desteğinin yeniden ortaya çıkması da pek olası görünmüyor.

Bu nedenle bir İsrail başbakanının, Netanyahu’nun 11 Şubat’ta yaptığı gibi Beyaz Saray Durum Odası’nda ABD Başkanı’nın karşısına oturup onu kendi stratejik gündemine ikna etmesi artık çok daha zor olacaktır.

İsrail siyaset ve medya çevreleri bu değişimi hızla fark etti ve bunu bir “ihanet” olarak yorumladı.

Netanyahu’ya yakınlığıyla bilinen Kanal 14 gazetecisi Yinon Magal, Trump’ın özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner’i küçümseyici ifadelerle hedef aldı. Trump’ı “kaybeden”, Başkan Yardımcısı JD Vance’i ise ağır hakaretlerle nitelendirdi.

Zehirli ittifak

Gazze’deki savaş, Batı dünyasında İsrail’in “barış isteyen ama sürekli savaşa zorlanan demokrasi” imajını büyük ölçüde aşındırmıştı.

Middle East Eye: İran savaşı ve çöken bölgesel tasarım

İran’a yönelik saldırı ise İsrail’in Washington’daki askeri ortak olarak güvenilirliğine benzer bir darbe vurdu.

Bu değişim yalnızca kamuoyu yoklamalarında değil, siyasi kampanyaların söylemlerinde de hissediliyor.

İsrail yanlısı en güçlü lobi kuruluşlarından biri olan AIPAC, Demokrat Parti içerisinde giderek daha tartışmalı hale geliyor.

Genç siyasetçilerin İsrail bağlantılı finansal desteklere mesafeli yaklaştığı görülüyor.

Cumhuriyetçiler arasında ise İsrail’in Amerikan dış politikası üzerindeki etkisine dair görüşler marjinal söylemler olmaktan çıkıp daha yaygın bir tartışma konusu haline geliyor.

Bu nedenle ABD-İsrail askeri ve istihbarat ortaklığını kalıcı hale getirmeye yönelik çeşitli yasal girişimler başlatılmış durumda.

Middle East Eye: İran savaşı ve çöken bölgesel tasarım

ABD yasalarına göre başkanın İsrail’in “niteliksel askeri üstünlüğünü” koruması gerekiyor. İsrail yanlısı çevreler ise bu ilişkiyi daha da kurumsallaştıracak yeni düzenlemeleri yasalaştırmaya çalışıyor.

Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’na eklenmek istenen düzenlemelerden biri, Amerikan hükümetinin tüm kurumlarında İsrail ile savunma ve güvenlik entegrasyonunu denetleyecek özel bir mekanizma kurulmasını öngörüyor.

Ayrıca İsrail teknolojilerinin büyük Amerikan savunma projelerine entegrasyonu da hedefleniyor.

İstihbarat Yetkilendirme Yasası kapsamında ise İsrail ve onunla normalleşen Arap ülkeleri arasında kapsamlı istihbarat paylaşımı öngören hükümler gündeme getiriliyor.

Bütün bu adımlar, artık hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler tarafından daha yoğun sorgulanan bir askeri ilişkinin kurumsal güvence altına alınması girişimleri olarak değerlendiriliyor.

Kaybeden taraf mı?

İsrail’e verilen destek yeniden bir zorunluluk ve baskı unsuru haline gelmiş durumda. Askeri operasyon mantığı, aslında iç siyasi tartışma konusu olması gereken alanlara uygulanıyor.

Middle East Eye: İran savaşı ve çöken bölgesel tasarım

İsrail’i desteklemenin siyasi maliyeti arttıkça, Washington’u yanında tutabilmek için ihtiyaç duyduğu baskı mekanizmaları da büyüyor.

Bu ise uzun vadede İsrail’i kazanan değil kaybeden tarafa dönüştürüyor.

İran’ın yükselişi

Bu anlaşmanın ardından İran bölgesel bir güç olarak ortaya çıkıyor ve stratejik araçlarını korumayı başarıyor.

Nükleer zenginleştirme programını muhafaza ederken yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarından vazgeçmiş durumda.

Middle East Eye: İran savaşı ve çöken bölgesel tasarım

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın yıllardır yayımladığı raporlara göre İran’ın aktif bir nükleer silah programı bulunmuyordu. Ayrıca yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokları da Trump’ın Obama dönemindeki nükleer anlaşmadan çekilmesinden sonra oluşturulmuştu.

Trump, Tahran’ın nükleer silah edinmesini engellediğini sürekli vurgulayacaktır. Ancak İran’ın nükleer bilgi birikimi ortadan kaldırılamaz.

Her yıl yetişen çok sayıda nükleer uzman düşünüldüğünde, bu bilgi bir daha şişesine sokulamayacak bir cin niteliğindedir.

İran ayrıca caydırıcılığını kanıtlayan füze kapasitesini de korumuştur. Bu kapasite, ABD ordusunun en ağır ve hassas bombardımanlarına rağmen ayakta kalmıştır.

Bölgedeki devlet dışı müttefikleriyle ilişkileri de büyük ölçüde korunmuş, hatta bazı açılardan güçlenmiştir.

Savaş, bu yapıları daha koordineli hareket eden ortak bir mücadele eksenine dönüştürmüş görünmektedir.

Körfez denklemindeki kırılma

ABD’nin uzun süredir savunduğu silahsızlandırma hedefi bugün Lübnan’da da İran’da olduğu kadar gerçeklikten uzaktır.

Middle East Eye: İran savaşı ve çöken bölgesel tasarım

İran, müttefiklerinin yalnızca kendi nüfuz araçları olmadığını, gerektiğinde onları korumaya hazır olduğunu göstermiştir.

Bu durum savaş sonrası Körfez ülkelerini ciddi bir stratejik belirsizlikle karşı karşıya bırakmaktadır.

Körfez İşbirliği Konseyi’nin etkinliği sorgulanırken, ABD’nin askeri üsler, erken uyarı sistemleri ve füze savunma ağlarıyla sunduğu güvenlik şemsiyesi de ciddi biçimde tartışılmaktadır.

İran’ın saldırıları karşısında bu sistemlerin sınırlı koruma sağlayabilmesi, Amerikan üslerinin faydasından çok risk getirdiği yönündeki görüşleri güçlendirmiştir.

Katar savaş sırasında CENTCOM’un ülkeden çıkarılmasından Hamas’ın sınır dışı edilmesine kadar uzanan zorlu tartışmalar yaşadı. Ancak Trump ile İran arasında arabuluculuk rolü üstlenmesi bu baskıyı şimdilik hafifletti.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin tercih ettiği yöntem ise İran ile doğrudan ilişkileri güçlendirmek oldu.

Middle East Eye: İran savaşı ve çöken bölgesel tasarım

Sonuç olarak Körfez ülkeleri, İran’ın saldırılara verdiği cevap sayesinde kendi kırılganlıklarını yeniden fark etmiş oldular.

Bahreyn ve Kuveyt gibi ülkelerde Şii nüfusla ilgili meşruiyet sorunları yeniden önem kazanabilir.

Umman ve Katar gibi ülkeler müzakere sürecinde daha avantajlı konum elde etmiş olsalar da hepsi aynı stratejik soruyla karşı karşıya: Bundan sonra güvenlik için kime yaslanacaklar? Çin’e mi, Hindistan’a mı, Pakistan’a mı?

Artık devasa ekonomik güçlerinin devamı büyük ölçüde İran’ın Hürmüz Boğazı’nı açık tutma tercihine bağlı hale gelmiştir.

Gözler Gazze’de

Eğer Trump anlaşmaya uymaz ya da İsrail yeni bir saldırı başlatırsa İran, Hürmüz Boğazı’nı kapatma kapasitesine sahip olduğunu göstermiştir.

Bu nedenle İran, enerji akışlarının bekçisi olmasının karşılığında mutlaka bir bedel talep edecektir.

Middle East Eye: İran savaşı ve çöken bölgesel tasarım

Bundan sonra belirleyici unsur İran’ın bu gücü nasıl kullanacağı olacaktır. İran açısından en akılcı yaklaşım, İsrail’in benimsediği “kazanan her şeyi alır” anlayışını tekrarlamamak olacaktır.

Bölgesel nüfuz kaybı yaşayan Netanyahu’nun ise bunu telafi etmek için Filistinlilere yönelik savaşı daha da sertleştirme ihtimali bulunmaktadır.

Gazze’deki toplumsal yapı, bugüne kadar maruz kaldığı benzeri görülmemiş baskılara rağmen ayakta kalmayı başarmıştır.

Bu nedenle Hamas’ın, Hizbullah’ın ya da İran’ın silahsızlandırılması beklentisi gerçekçi görünmemektedir.

İsrail Gazze’nin tamamını yeniden işgal etse bile karşı karşıya olduğu temel sorun değişmeyecektir.

Eğer Gazze’ye yönelik saldırılar yeniden yoğunlaşırsa küresel kamuoyu yeniden sert tepki verebilir ve İsrail ekonomisi uluslararası boykot baskısıyla karşılaşabilir.

Sonuç

Orta Doğu gerçekten değişmiştir; ancak Netanyahu’nun arzuladığı yönde değil.

İran’a yönelik saldırı, son çeyrek yüzyılda İsrail ile en önemli müttefiki arasında yaşanan ilk büyük stratejik ayrışmayı ortaya çıkarmıştır.

Middle East Eye: İran savaşı ve çöken bölgesel tasarım

Bu süreç sonunda İran’ın bölgesel nüfuzu ve yumuşak gücü artarken, Filistin, Lübnan ve genel olarak direniş ekseninin moral ve siyasi etkisi güçlenmiştir.

Sürekli savaşlar ve yayılmacı stratejiler üzerine kurulu bir yaklaşımın ise sınırları bulunmaktadır.

Bu perspektife göre İsrail, tek başına hareket etmek zorunda kaldığında askeri gücünün doğal sınırlarına ulaşacak ve zamanla geri çekilmek zorunda kalacaktır.

Dolayısıyla böylesine kapsamlı bir bölgesel dönüşüm projesine girişmek, ileride İsrail’in tarihindeki en büyük stratejik hatalardan biri olarak değerlendirilebilir.