Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

National Security Journal: ABD-İran mutabakatı neden barışı getirmeyecek?

Önümüzdeki 60 gün boyunca, İran savaşı konusunda dünyayı neler bekliyor? ABD-İran mutabakatı neden barışı getirmeyecek?

Önümüzdeki 60 gün boyunca, İran savaşı konusunda dünyayı neler bekliyor?

ABD merkezli düşünce kuruluşlarından National Security Journal’da, ABD ile İran arasında imzalanan mutabakatın ve bunun bölgesel güvenlik dengelerine olası etkilerinin ele alındığı bir analiz yayınlandı.

Analizde, Washington ile Tahran arasında varılan mutabakatın nihai bir barış anlaşması değil, taraflara yaklaşık 60 günlük bir müzakere süreci kazandıran geçici bir çerçeve niteliği taşıdığına dikkat çekildi. Sürecin en büyük risklerinden birinin ise mutabakatla bağlı olmadığını açıkça ilan eden İsrail’in tutumu olduğu vurgulandı.

Analizde ayrıca; İran’ın nükleer programının geleceği, Hürmüz Boğazı’ndaki ticari trafiğin yeniden başlaması, yaptırımların geleceği ve İsrail-Hizbullah hattında yaşanabilecek olası gerilimlerin ABD-İran müzakerelerinin kaderine etkilerine ilişkin değerlendirmelere yer verildi.

İşte National Security Journal’da yayınlanan analiz:

ABD-İran mutabakatı bir barış anlaşması değil; yaklaşık 60 günlük bir geçiş çerçevesi niteliği taşıyor.

National Security Journal: ABD-İran mutabakatı neden barışı getirmeyecek?

Daha da önemlisi, bu sürecin önündeki en büyük risk müzakere masasında bulunmuyor. İsrail yönetimi, Washington ile Tahran arasında varılan mutabakatla bağlı olmadığını açık şekilde ilan etmiş durumda. İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı’nın, “İsrail Amerika Birleşik Devletleri’ne tabi değildir” açıklaması, Washington’ın kontrol edemediği bir aktörün tüm süreci raydan çıkarma potansiyeline sahip olduğunu gösteriyor.

Mutabakatın niteliği: Ateşkese daha yakın bir yapı

Washington ile Tahran arasında Pakistan’ın arabuluculuğunda imzalanan mutabakat zaptı, nihai bir anlaşmadan ziyade gelecekteki bir anlaşmanın nasıl şekilleneceğini belirleyen bir çerçeve oluşturuyor. ABD, İran ve Pakistanlı yetkililer tarafından açıklanan plana göre süreç aşamalı olarak ilerleyecek.

National Security Journal: ABD-İran mutabakatı neden barışı getirmeyecek?

Bu yaklaşımın temel amacı, taraflar arasındaki çatışmaları şimdilik durdurmak ve müzakerecilere İran’ın nükleer programı gibi daha karmaşık başlıkları ele almak için zaman kazandırmak. Bu nedenle söz konusu metin, bir barış anlaşmasından çok ateşkes mekanizmasına benziyor.

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in açıklamasına göre taraflar askeri operasyonların “derhal ve kalıcı şekilde” durdurulması konusunda uzlaştı. Bu ifade, fiilen bir ateşkes anlamına geliyor.

Mutabakatın imzalanmasının ardından taraflar yaklaşık 60 gün sürmesi planlanan ikinci aşama müzakerelere geçmiş bulunuyor. Bu süreçte İran’ın nükleer faaliyetleri, uranyum zenginleştirme çalışmaları, ABD ve İsrail saldırılarında vurulan tesislerdeki nükleer kalıntıların toplanması ve yaptırımların geleceği gibi kritik konular ele alınacak.

Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması

Mutabakatın en somut sonucu taraflara zaman kazandırması ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden ticari trafiğe açılmasını mümkün kılması oldu.

National Security Journal: ABD-İran mutabakatı neden barışı getirmeyecek?

Birçok analist, temmuz ayının ortalarına gelindiğinde petrol fiyatlarındaki şokun küresel ölçekte ciddi bir arz krizine dönüşebileceği uyarısında bulunuyordu. Deniz trafiğinin yeniden normalleşmeye başlamasıyla birlikte bu risk önemli ölçüde azaltılmış görünüyor.

ABD Başkanı Donald Trump, 14 Haziran’da yaptığı açıklamada Hürmüz Boğazı’nın yeniden ticari kullanıma açıldığını duyurdu ve ABD’nin deniz ablukasının kaldırıldığını açıkladı. Ertesi sabah mutabakatın imzalanması ve gemi hareketliliğinin yeniden başlaması, Trump yönetiminin iyimserliğini kısmen doğrular nitelikte oldu. Bununla birlikte küresel deniz taşımacılığı şirketleri hâlâ temkinli davranıyor.

İranlı yetkililer de ticari geçişlere izin verileceğini belirtirken, Tahran’ın boğazdan geçen gemilerden ücret alıp almayacağı konusu belirsizliğini koruyor.

Washington, geçişlerin kalıcı olarak ücretsiz olacağını savunurken, İranlı yetkililer ve devlet medyası ticari gemilerden çeşitli “denizcilik hizmet bedelleri” alınabileceğini ima ediyor. Bu ücretlerin kapsamı ve miktarı ise henüz netleşmiş değil.

Nükleer dosyada temel anlaşmazlık sürüyor

Küresel ekonomi açısından olumlu gelişmelere rağmen, anlaşmazlığın merkezindeki konu olan İran’ın nükleer programı henüz çözülebilmiş değil.

National Security Journal: ABD-İran mutabakatı neden barışı getirmeyecek?

Sızan bilgilere göre İran, nükleer silah geliştirme niyetinde olmadığını bir kez daha dile getiriyor. Ancak İran yönetimi geçmişte, özellikle Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) döneminde de benzer açıklamalar yapmıştı.

Mevcut bilgilere göre Tahran, müzakereler devam ettiği sürece nükleer faaliyetlerini genişletmemeyi geçici olarak kabul etmiş durumda. Buna mevcut seviyelerin üzerinde yeni uranyum zenginleştirme faaliyetlerinden kaçınmak ve mevcut tesislerin kapasitesini artırmamak da dahil.

Buna karşılık Başkan Trump ve ABD yönetimi, İran’ın hiçbir koşul altında nükleer silah sahibi olmaması gerektiğini vurgulamayı sürdürüyor. Bu nedenle Washington, olası bir anlaşmanın kalıcı olmasını sağlamak amacıyla daha kapsamlı ve sıkı denetim mekanizmaları öneriyor.

National Security Journal: ABD-İran mutabakatı neden barışı getirmeyecek?

Ancak yüksek düzeyde zenginleştirilmiş mevcut uranyum stoklarının nasıl değerlendirileceği ve “Operation Midnight Hammer” kapsamında vurulan üç büyük nükleer tesiste enkaz altında kalmış olabilecek nükleer materyallerin akıbetinin ne olacağı hâlâ cevap bekleyen sorular arasında yer alıyor.

İsrail ve Hizbullah faktörü süreci sabote edebilir

Bu mutabakatın ikinci aşamasının sonunda kapsamlı bir anlaşmaya ulaşılacağının garantisi bulunmuyor. Dahası, süreç İsrail ile Hizbullah arasında yeniden tırmanabilecek çatışmalar nedeniyle ciddi risk altında.

National Security Journal: ABD-İran mutabakatı neden barışı getirmeyecek?

İsrailli yetkililer defalarca, Washington ile Tahran arasında varılan mutabakatın İsrail’i bağlamadığını ifade etti. İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, 15 Haziran’da yaptığı açıklamada mutabakatın İsrail için geçerli olmadığını vurgulayarak ülkesinin bağımsız ve egemen bir devlet olduğunu belirtti.

Başbakan Benjamin Netanyahu da İran’ın nükleer silaha yöneldiğine veya İsrail’e yönelik bir tehdit oluştuğuna inanılması halinde askeri güç kullanma hakkını saklı tuttuklarını birçok kez dile getirdi.

Bu durum Washington açısından ciddi bir stratejik açmaz yaratıyor. Zira İran ile yapılan mutabakat zaten kırılgan bir zeminde ilerliyor ve henüz nihai bir anlaşma ortaya çıkmış değil.

Önümüzdeki 60 gün belirleyici olacak

İsrail ve Hizbullah’ın önümüzdeki iki ay boyunca karşılıklı saldırılardan kaçınması halinde bile ABD ile İran’ın nükleer dosyada uzlaşması kesin değil. Tarafların pozisyonları bu konuda büyük ölçüde birbirine zıt durumda.

National Security Journal: ABD-İran mutabakatı neden barışı getirmeyecek?

Bu tablo, Washington’ın İran’a yeni tavizler vermek zorunda kalabileceği anlamına gelebilir. Diğer bir ihtimal ise müzakerelerin tamamen çökmesi ve Hürmüz Boğazı krizinin yeniden alevlenmesi.

Öte yandan İsrail hükümetinin kendi güvenlik değerlendirmeleri doğrultusunda askeri operasyon düzenleme hakkını saklı tuttuğu düşünüldüğünde, Hizbullah ile İsrail arasında yeniden çatışma çıkması da ihtimal dahilinde. Böyle bir senaryoda ise son 60 gün boyunca yürütülen diplomatik çabaların büyük bölümü anlamını yitirebilir.

Sonuç olarak mevcut mutabakat bir barış anlaşmasından ziyade zaman kazandıran kırılgan bir ateşkes çerçevesi niteliğinde.

Bu çerçevenin geleceği yalnızca Washington ve Tahran’ın alacağı kararlara değil, aynı zamanda İsrail ve Hizbullah’ın sahadaki tutumuna da bağlı olacak. Bu nedenle önümüzdeki iki aylık dönem, yalnızca İran’ın nükleer programının değil, Orta Doğu’nun genel güvenlik mimarisinin geleceği açısından da kritik önem taşıyor.