Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Foreign Policy: Birleşmiş Milletler düzeninin sonu mu geldi?

Küresel krizlerdeki etkisizliği, BMGK’yı kitleyen güç rekabeti, meşruiyet krizi ve yeni dünya düzeni arayışı. Birleşmiş Milletler düzeninin sonu mu geldi?

Küresel krizlerdeki etkisizliği, BMGK'yı kitleyen güç rekabeti, meşruiyet krizi ve

ABD’nin önde gelen yayın organlarından Foreign Policy’de, Birleşmiş Milletler’in günümüzdeki etkinliği, kurumsal geleceği ve ABD Başkanı Donald Trump’ın örgüte yönelik yaklaşımının değerlendirildiği kapsamlı bir analiz yayınlandı.

Analizde, BM’nin özellikle Ukrayna ve Gazze savaşları gibi son dönemin büyük krizleri karşısında etkisiz kaldığı, Güvenlik Konseyi’nin büyük güç rekabeti nedeniyle işlevsizleştiği ve örgütün tarihindeki en ciddi meşruiyet ve finansman krizlerinden biriyle karşı karşıya bulunduğu tespiti yapıldı. Trump yönetiminin BM bütçesine yönelik kesintileri, çok taraflı diplomasiye mesafeli yaklaşımı ve Gazze konusunda BM mekanizmalarının yerine alternatif yapılar oluşturma girişimlerinin, örgütün küresel sistem içerisindeki ağırlığını daha da azalttığı belirtildi.

Analizde ayrıca; BM’nin kuruluşundan günümüze kadar geçirdiği dönüşüm, ABD’nin örgüte yönelik tarihsel olarak çelişkili yaklaşımı, Soğuk Savaş sonrası dönemde yaşanan yükseliş ve hayal kırıklıkları ile birlikte büyük güç rekabetinin yeniden ön plana çıktığı mevcut uluslararası ortamda BM’nin geleceğine ilişkin değerlendirmelere yer verildi.

İşte Foreign Policy’de yayınlanan analiz:

BM için yazılacak bir ölüm ilanı vermek muhtemelen yerinde olacaktır. Ancak en azından en güçlü üyeleri açısından faydalı olduğu için, hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmayabilir.

Foreign Policy: Birleşmiş Milletler düzeninin sonu mu geldi?

Bunun en çarpıcı örneği geçen kasım ayında yaşandı. Kuruluşundan bu yana BM’ye yönelik en sert küçümsemeyi gösteren Amerikan başkanlarından biri olan Donald Trump, İsrail-Hamas savaşını sona erdirmeye yönelik kişisel girişimi için Güvenlik Konseyi’nin desteğini aradı.

Konsey, Trump’ın “Gazze Çatışmasını Sona Erdirmeye Yönelik Kapsamlı Planı”nı 13 kabul oyuyla onayladı. Çin ve Rusya çekimser kaldı.

Trump artık, başarısızlığa mahkum görünen bu planı yönetecek olan “Barış Kurulu”nun BM meşruiyetine sahip olduğunu iddia edebiliyor ve görünüşe göre bunu özellikle yapmak istiyordu.

Oysa Güvenlik Konseyi’nin diğer daimi üyelerinden hiçbiri bu yapıya katılmayı kabul etmiş değil.

Foreign Policy: Birleşmiş Milletler düzeninin sonu mu geldi?

Ancak bu durum BM’nin gerçekten ne kadar “hayatta” olduğunu gösteriyor? Güvenlik Konseyi, Orta Doğu’daki ciddi bir çatışmadan çekilmeyi ve süreci, BM’nin temel ilkeleriyle düzenli olarak alay eden bir dünya liderinin oluşturduğu özelleştirilmiş bir yapıya devretmeyi kabul etmiş oldu.

Konseyin onay verdiği plan, Filistinli kurumlara hiçbir rol tanımıyor ve Filistinlilerin kabul edebileceği uzun vadeli bir çözüm sunmuyor. Buna karşılık İsrail’e çok sayıda veto noktası sağlıyor.

Bağımsız bir BM soruşturmasına göre Gazze’deki İsrail faaliyetleri soykırım niteliği taşıyor. Planın şartlarını adil bulan yalnızca ABD ve İsrail’di.

Peki o halde neden kabul edildi? Çünkü daha iyi bir alternatif yoktu. Kararı sert biçimde eleştiren bir raporun da belirttiği gibi,

“Trump’ın planı, acıları sona erdirmek ve sahadaki durumu istikrara kavuşturmak için mevcut olan tek mekanizmaydı.”

Gerilemenin kurumsallaşması

Bu, BM açısından yeni bir dip noktayı temsil ediyordu. Ancak örgüt uzun süredir aşağı yönlü bir eğilim içerisindeydi.

Foreign Policy: Birleşmiş Milletler düzeninin sonu mu geldi?

Geçen yıl kuruluşunun 80. yılı nedeniyle yayımlanan değerlendirmeleri araştırırken dikkatimi çeken şey, bu konuda ne kadar az yazı yazılmış olduğuydu. BM artık haber değeri taşıyan bir kurum olarak görülmüyor.

The New York Times’ın yayımladığı bir haberin başlığı durumu özetliyordu:

“BM, 80. yılını ve bir serbest düşüş dönemini aynı anda yaşıyor.”

Haberde örgütün Rusya’nın Ukrayna’daki savaşını veya İsrail’in Gazze’deki operasyonlarını durdurmakta başarısız olduğu vurgulanıyordu. Gerçi BM tarihsel olarak büyük güçlerin dahil olduğu savaşları sona erdirmekte hiçbir zaman çok başarılı olamamıştı.

Foreign Policy: Birleşmiş Milletler düzeninin sonu mu geldi?

Yeni olan gelişme ise Trump’ın iklim değişikliği konusundaki küresel çalışmaları fiilen durdurması ve bütçe kesintileri yoluyla BM’nin insani yardım faaliyetlerine ağır darbe vurmasıydı.

Eylül ayında Genel Kurul’da yaptığı konuşmada Trump, BM’nin küresel krizlere yalnızca “boş sözler” sunduğunu, gerçek barış yapımının ise kendisi tarafından gerçekleştirildiğini savunuyordu.

Amerikan ikilemi ve BM

BM yalnızca Güvenlik Konseyi’nden ibaret değildir. İnsan hakları, uzay ve deniz yatağı gibi ortak alanların yönetimi, iklim değişikliği ve salgın hastalıklar gibi küresel sorunlar konusunda normlar ve kurallar üreten bir yapıdır.

Foreign Policy: Birleşmiş Milletler düzeninin sonu mu geldi?

Barış gücü birlikleri ve siyasi temsilciler dünyanın kriz bölgelerinde görev yapmaktadır. Birçok yoksul ülke, BM’nin insani yardım ve kalkınma programlarına bağımlıdır.

Ancak bu faaliyetlerin tamamı büyük güçlerin, özellikle de ABD’nin finansmanı ve aktif katılımı olmadan sürdürülemez. Son 80 yılda BM bu desteği yalnızca sınırlı dönemlerde elde edebilmiştir. Büyük güçler çoğu zaman birbirleriyle rekabet halindeydi.

Uluslararası ilişkiler uzmanı Edward Luck’ın belirttiği gibi, ABD’nin uluslararası örgütlere yaklaşımı tarih boyunca çelişkili olmuştur.

Amerikan elitlerine göre ABD “istisnai” bir ülkeydi. Uluslararası kurumlar Amerikan değerlerini küreselleştirmek için faydalı araçlardı. Ancak aynı zamanda Washington kendisini daha küçük ve daha az güçlü devletlerin iradesine bağlamak istemiyordu.

Foreign Policy: Birleşmiş Milletler düzeninin sonu mu geldi?

Milletler Cemiyeti’ne karşı çıkan Senatör Henry Cabot Lodge’un sözleri bu yaklaşımı yansıtıyordu:

“Milletler Cemiyeti’ne katılmak, yapmaya çalıştığımız iyi işleri yalnızca sakatlayacaktır.”

Milletler Cemiyeti başarısız oldu. BM ise ancak İkinci Dünya Savaşı’nın yıkımının ardından Amerikan Senatosu’nun onayını alabildi. Buna rağmen egemenlik kaybı ve dış müdahalelere sürüklenme korkuları hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmadı.

Soğuk savaşın gölgesindeki örgüt

BM, büyük güçlerin ortak çıkar temelinde hareket edeceği varsayımı üzerine inşa edilmişti. Kendi askerî gücüne sahip olacak ve küresel silahsızlanmayı yönlendirecekti.

Foreign Policy: Birleşmiş Milletler düzeninin sonu mu geldi?

Ancak Soğuk Savaş, Güvenlik Konseyi’ni kuruluşundan kısa süre sonra felç etti.

Yine de ilk kırk yılı boyunca BM, Amerikan liberal tahayyülünde özel bir yere sahipti. Büyük gazeteler en iyi muhabirlerini BM’yi takip etmek için görevlendiriyordu. Genel Sekreterler New York’un en prestijli çevrelerinde aranan isimlerdi.

Akademisyen John Ruggie’nin ifadesiyle Roosevelt, Truman ve Eisenhower yönetimleri Amerikan istisnacılığı ile küresel düzen fikri arasında “kavramsal bir köprü” kurmuşlardı.

BM işte bu köprünün kendisiydi.

Soğuk savaş sonrası altın dönem

Sovyetler Birliği’nin çöküşü her şeyi değiştirdi. Rusya ve Çin Batı sermayesine ve teknolojisine erişmek istiyordu. Böylece Güvenlik Konseyi’nin hareket kabiliyeti arttı.

Foreign Policy: Birleşmiş Milletler düzeninin sonu mu geldi?

Irak lideri Saddam Hüseyin Kuveyt’i işgal ettiğinde Başkan George H. W. Bush, Güvenlik Konseyi’nden uluslararası koalisyon için onay aldı.

Bush kısa süre sonra BM’nin merkezinde yer aldığı bir “yeni dünya düzeni”nden söz etmeye başladı.

Bu dönemde Kamboçya, Haiti ve Doğu Timor’da kapsamlı devlet inşası operasyonları yürütüldü. Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Sierra Leone ve Sudan’da barış gücü faaliyetleri genişledi.

Dünyanın beklentileri olağanüstü yükselmişti. Ancak BM’nin ne gerekli askerî kapasitesi ne de siyasi ağırlığı vardı.

Ruanda’daki soykırımı ve Bosna’daki katliamları önleyemedi. Haiti’yi yeniden inşa edemedi. Beklentiler ne kadar yüksekse başarısızlıklar da o kadar yıkıcı görünüyordu.

Kofi Annan dönemi ve meşruiyet mücadelesi

1998 yılında dönemin Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Irak’a yaptığı kritik diplomatik girişim BM’nin hâlâ ne kadar önemli olduğunun göstergesiydi.

Foreign Policy: Birleşmiş Milletler düzeninin sonu mu geldi?

ABD yönetimi Saddam Hüseyin’e karşı askerî operasyon hazırlığındaydı. Buna rağmen Annan diplomasi yolunu denedi ve ilk aşamada başarı elde etti.

Ancak ABD iç siyasetinde ağır eleştirilerle karşılaştı. Bu durum BM’nin temel çelişkisini ortaya koyuyordu: Vazgeçilmezdi ama aynı zamanda etkisiz görünüyordu.

2000 yılında ABD’nin BM’ye olan 1 milyar dolarlık borcunun ödenmesi konusunda yaşanan kriz de bu gerçeği yansıtıyordu. Washington örgüte ihtiyaç duyuyordu ancak aynı zamanda örgütün yükünü taşımaktan da kaçınıyordu.

George W. Bush yönetimi Irak müdahalesi öncesinde BM onayını aramış, daha sonra Irak’taki işgal sürecinde yeniden BM’nin desteğine ihtiyaç duymuştu.

Büyük güç rekabetinin geri dönüşü

Bugün BM’nin eski etkisinden söz etmek mümkün değil.

Kuruluş hala Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri gibi norm üretici mekanizmalar üzerinden önemli rol oynuyor. Ancak Batı kamuoyları açısından BM’nin savaş ve barış meselelerindeki görünürlüğü ciddi biçimde azalmış durumda.

Foreign Policy: Birleşmiş Milletler düzeninin sonu mu geldi?

Asıl sorun genel sekreterlerin performansı değil. Sorun, dünyanın yeniden büyük güç rekabeti dönemine girmiş olmasıdır.

1990 yılında dokunulmaz kabul edilen BM Şartı’nın 2. maddesi yani devletlerin egemenliğinin korunması ilkesi giderek işlevsizleşmektedir.

Mali açıdan ise örgüt ciddi bir kriz yaşamaktadır.

Trump dönemi ve liberal düzenin sonu

Amerikan istisnacılığı sürdüğü sürece BM hem kullanılan hem de zaman zaman kötüye kullanılan bir araçtı.

Trump ise ne liberal uluslararasıcıların savunduğu bağlayıcı küresel kurallara ne de neo-muhafazakârların savunduğu Amerikan gücünün dönüştürücü etkisine inanıyor.

Foreign Policy: Birleşmiş Milletler düzeninin sonu mu geldi?

Trump yalnızca güce inanıyor.

BM Şartı devletlerin egemen eşitliğini kutsal kabul ederken, Trump’ın yaklaşımına göre devletlerin egemenliği yalnızca koruyabildikleri ölçüde vardır.

Trump yönetimi BM’yi ciddi bir mali krize sürükledi. ABD’nin ödemesi gereken katkı paylarının büyük kısmı ödenmedi ve örgütün bütçesinde milyarlarca dolarlık açık oluştu.

Trump reformdan söz ediyor ancak bunun anlamı, BM’nin giderek Barış Kurulu’nun bir alt kuruluşuna dönüşmesi gibi görünüyor.

Yeni dünya düzeni arayışı

Elbette Avrupa ülkeleri ile Hindistan ve Brezilya gibi orta güçler BM’ye önem vermeye devam ediyor. Çin ise ABD’nin dünya düzeninin koruyucusu rolünü devralmayı arzuluyor.

Foreign Policy: Birleşmiş Milletler düzeninin sonu mu geldi?

Ancak hiçbir aktör, ABD’nin bıraktığı mali ve siyasi boşluğu doldurmaya gönüllü görünmüyor.

On yıllar boyunca Washington’a küresel düzenin mali yükünü taşıma karşılığında orantısız etki alanı tanındı. Bugün bu sistem çökerken ortaya çıkan boşluğu doldurabilecek bir güç henüz ortaya çıkmış değil.

Sonuç

Birleşmiş Milletler, artık çözülmeye başlayan liberal Batı düzenini korumak ve sürdürmek amacıyla kurulmuştu. Belki gelecekte daha farklı, daha az liberal ve daha az demokratik bir uluslararası düzenin hizmetine uyarlanabilir.

Foreign Policy: Birleşmiş Milletler düzeninin sonu mu geldi?

Ancak böyle bir durumda ortaya çıkacak yapı, yalnızca adı Birleşmiş Milletler olan başka bir kurum olacaktır.

BM’nin gerçekten küresel siyasetin merkezinde yer aldığı son döneme tanıklık etmiş olanlar için bu gerçek açık biçimde görülmektedir. O dönemin geri dönmesini beklemek ise gerçekçi görünmemektedir.