İngiltere merkezli önemli yayın organlarından Middle East Monitor’de, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun giderek derinleşen siyasi krizinin, Gazze savaşı ve Batı Şeria’daki gelişmeler üzerindeki etkilerinin değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
Netanyahu’nun ne Hamas’a, ne İran’a ne de Lübnan’da Hizbullah’a karşı kesin bir zafer elde edemediğinin vurgulandığı analizde, İsrail Başbakanı’nın siyasi iktidarını koruyabilmek için savaşları uzatan bir strateji izlediği, ancak bu yaklaşımın artık sürdürülebilirliğinin sorgulanmaya başlandığı belirtildi.
Analizde ayrıca; Netanyahu’nun zayıflayan siyasi konumunun İsrail aşırı sağına daha fazla alan açtığı, Gazze’deki savaşın daha da şiddetlenebileceği ve özellikle Batı Şeria’da ilhak, yerleşim faaliyetleri, zorunlu göç ve Filistinlilere yönelik baskı politikalarının hız kazanabileceği değerlendirmesine yer verildi. Bu çerçevede Arap ve Müslüman ülkeler ile uluslararası toplumun, Batı Şeria’da daha büyük bir krizin ortaya çıkmasını beklemeden harekete geçmesi gerektiği vurgulandı.
İşte Middle East Monitor’de yayınlanan analiz:
İsrail Başbakanı Netanyahu, siyasi kariyerinin belki de en kırılgan döneminden geçiyor.

Bunun farkında olan yalnızca kendisi değil. Müttefikleri de bunun bilincinde ve hem koalisyon içerisindeki hem de İsrail siyasetindeki rakipleri, giderek artan zayıflığından faydalanmaya hazırlanıyor.
2007-2009 yılları arasında başbakan yardımcılığı da yapan eski İsrail Adalet Bakanı Haim Ramon, Netanyahu’ya yönelik eleştirilerini son dönemde artıran isimlerden biri oldu.
İsrail basınından Srugim’in aktardığı ve Radio Galey’e verdiği röportajda Ramon,
“Nihai sonuç itibarıyla kazanmadık” ifadelerini kullandı. Ardından bu başarısızlığı açık bir şekilde sıraladı: “Lübnan’da kazanmadık, İran’da kazanmadık ve Hamas’a karşı da kazanmadık.”
Netanyahu’nun bir diğer önemli eleştirmeni ise eski İsrail Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot oldu. Eisenkot, 7 Ekim 2023 olaylarının ardından Netanyahu’nun kurduğu acil durum savaş hükümetine katılmış, ancak Haziran 2024’te Benny Gantz ile birlikte görevinden ayrılmıştı.

Eisenkot, Netanyahu’yu yalnızca 7 Ekim’de İsrail’i koruyamamakla suçlamıyor. Aynı zamanda başbakanın İsrail’in siyasi karar alma mekanizmasını fiilen ABD Başkanı Donald Trump’a teslim ettiğini ve bunun da İsrail’i stratejik açıdan zayıflattığını savunuyor.
İronik olan ise Netanyahu’nun koalisyon ortaklarının çoğu zaman muhalefetten daha fırsatçı davranmış olmasıdır.
Koalisyon içindeki baskı
29 Aralık 2022’de kurulan ve İsrail tarihinin en sağcı hükümeti olarak değerlendirilen mevcut koalisyonun kuruluşundan bu yana, Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich gibi isimler Netanyahu’nun siyasi kırılganlığını kendi nüfuzlarını artırmak için kullandı. Netanyahu iktidarda kalabilmek için desteğe ihtiyaç duyduğu her durumda, bu isimler karşılığında yeni tavizler talep etti.

İsrail aşırı sağı açısından Netanyahu’nun kesin stratejik zaferler elde edememesi, kendi gündemlerini ilerletmek için fırsat anlamına geldi. Sahadaki her başarısızlık, yerleşim faaliyetlerinin genişletilmesi, Filistinlilere yönelik daha sert uygulamaların hayata geçirilmesi ve aşırılıkçı politikaların daha da kökleştirilmesi için yeni bir alan açtı.
Netanyahu, vaat ettiği “zaferi” sağlayamayınca sürekli savaşı başlı başına bir siyasi stratejiye dönüştürdü. Bunun sonucu Gazze’de soykırım olarak nitelendirilen savaş, Lübnan’da geniş çaplı yıkım ve bölgeyi defalarca daha büyük bir felaketin eşiğine getiren İran gerilimi oldu.
Bir süre boyunca bu formül siyasi olarak sürdürülebilir görünüyordu. Netanyahu, ABD’nin koşulsuz desteğini arkasına alarak savaşın devamını sağlamayı başardı.
Savaş siyasetinin sınırları
Ancak bu strateji artık sınırlarına yaklaşmış olabilir. Bu ihtimal ilk bakışta olumlu görünse de beraberinde ciddi bir uyarı taşıyor. Netanyahu, siyasi ömrünü yaklaşık üç yıldır uzatan savaşları sürdüremez hale gelirse, direncin daha zayıf olduğu alanlara yönelerek işgal altındaki Batı Şeria’da gerilimi tırmandırabilir.

İran konusunda mevcut çatışmanın süresiz olarak devam ettirilemeyeceği ve er ya da geç bir uzlaşma zemininin oluşacağı yönünde giderek güçlenen bir kanaat bulunuyor. Benzer şekilde Lübnan’ın olası bir anlaşmaya dahil edilip edilmemesinden bağımsız olarak, İsrail’in Lübnan topraklarının bazı bölümlerini kalıcı şekilde işgal etme hedefinin sürdürülebilir olmadığı değerlendiriliyor.
Bu nedenle İsrail seçimleri yaklaşırken Gazze’deki savaşın daha da şiddetlenmesi, can kayıplarının ve yıkımın yeni seviyelere ulaşması ihtimali ciddi bir endişe kaynağı olarak öne çıkıyor. Gazze sağlık makamlarının verilerine göre, Ekim ayında ilan edilen ateşkesten bu yana yaklaşık 1.000 Filistinli hayatını kaybetti ve Gazze’deki toplam can kaybı 73 bin Filistinliye ulaştı.
İsrail’in savaşı Filistinlilerin direncini kıramamış olsa da daha geniş hedef değişmiş değil. Amaç, Filistinlilerin Gazze’den etnik temizlik yoluyla çıkarılması ve bölgenin Filistin yaşamını sürdüremeyeceği bir alana dönüştürülmesi olarak değerlendiriliyor.
Batı Şeria’daki yeni risk
Batı Şeria ise farklı bir tablo ortaya koyuyor.
Burada İsrail, parçalanmış bir siyasi yapı ve İsrail’in artan şiddeti, etnik temizlik uygulamaları, ev yıkımları, arazi gaspları ve yasa dışı yerleşim faaliyetlerine karşı etkili bir strateji geliştirmeyen Filistin Yönetimi ile karşı karşıya bulunuyor.

Bu kırılganlık, İsrail’in ilhakı yalnızca tartışan bir pozisyondan çıkıp bunu fiilen uygulayan bir aşamaya geçmesini mümkün kıldı. Strateji iki temel sütuna dayanıyor: Bir tarafta aşırı şiddet ve zorunlu göç, diğer tarafta ise hızlandırılmış yerleşim faaliyetleri.
12 Haziran’da yayımlanan Oxfam International raporuna göre İsrail, 2023 yılından bu yana işgal altındaki Batı Şeria’da aralarında 268 çocuğun da bulunduğu 1.244 Filistinliyi öldürdü. Bu sayı, önceki on yedi yılda öldürülen toplam Filistinli sayısını aşmış durumda.
Bu süreç aynı zamanda büyük ölçekli nüfus hareketlerini de beraberinde getirdi. Özellikle Batı Şeria’nın kuzeyindeki mülteci kampları ve hassas topluluklar başta olmak üzere yaklaşık 46 bin Filistinli yerinden edildi.
10 Haziran’da yayımlanan Uluslararası Af Örgütü raporu ise Ocak 2023 ile Nisan 2026 arasında en az 117 Filistinli Bedevi ve çoban topluluğunun tamamen veya kısmen yerinden edildiğini ortaya koydu.
İlhakın fiili uygulanması
Şiddet, zorunlu göç, yerleşim faaliyetleri ve toprak gaspları birbirinden bağımsız gelişmeler değil; bütüncül bir siyasi projenin parçaları olarak değerlendiriliyor.

Smotrich, Eylül 2025’te işgal altındaki Batı Şeria’nın yüzde 82’sinin ilhak edilmesini açıkça gündeme getirmişti. Bir zamanlar siyasi vizyon olarak sunulan bu hedef, artık sahada adım adım uygulanmaya başlanmış durumda.
Netanyahu dönemi sona yaklaşıyor olabilir. Ancak bu kanlı siyasi dönemin kapanmasından önce çok daha fazla Filistinlinin bunun bedelini ödemek zorunda kalabileceği değerlendiriliyor.
Bu nedenle Arap ve Müslüman ülkeler ile uluslararası toplumdaki müttefiklerinin, İsrail’in Batı Şeria’ya yönelik çok daha kapsamlı bir saldırı başlatmasını beklemeden harekete geçmeleri gerektiği savunuluyor.
Konu, acil dikkat ve derhal eylem gerektiren bir mesele olarak değerlendiriliyor.
