Dış Politika ve Güvenlik Uzmanı – Mehmet Uslu – 11 Temmuz 2026
İsrail’de Binyamin Netanyahu liderliğindeki mevcut hükümetin, özellikle son yıllarda Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik sistematik bir kötüleme, karalama ve dezenformasyon stratejisi izlediği görülmektedir. Bu strateji, İsrail’in bölgedeki askeri operasyonlarını meşrulaştırmak, Türkiye’nin artan bölgesel gücünü dizginlemek ve uluslararası arenada kendi üzerindeki baskıyı dağıtmak gibi çok boyutlu hedeflere hizmet etmekte olduğu apaçık ortadadır.
İsrail’in Türkiye Karşıtı Söylemleri ve İftiraları
Netanyahu hükümeti, Türkiye’yi hedef alan demeçlerinde ağırlıklı olarak şu temaları kullanmaktadır:
F-35 ve Savunma Sanayii Engellemeleri: Netanyahu, Türkiye’nin F-35 programına geri dönme ihtimaline karşı ABD basınında yoğun bir lobi faaliyeti yürütmektedir. Türkiye’nin bu uçaklara sahip olmasının “bölgedeki güç dengesini bozacağını” ve bunun bir “hata” olduğunu iddia ederek Amerikan kamuoyunu etkilemeye çalışmaktadır.
Bölgesel Tehdit İddiaları: Netanyahu, Türkiye’nin Yunanistan’ı tehdit ettiğini ve İsrail’in yok edilmesi gerektiğini savunduğunu ileri sürerek Türkiye’yi bir “istikrasızlık kaynağı” olarak resmetmeye çalışmaktadır.
Tarihsel ve Arkeolojik Manipülasyonlar: Siloam Yazıtı üzerinden yürütülen tartışmada Netanyahu, Kudüs’ün her zaman bir Yahudi şehri olduğunu iddia ederek Türkiye’nin bu eseri “İslamcı seçmen tabanından çekindiği için” vermediği gibi iç politikaya yönelik asılsız iddialarda bulunmuştur.
Tarihsel Revizyonizm: Netanyahu’nun, Hitler’in Yahudileri yok etmek istemediğini ancak bir Müslüman din adamı (Kudüs Müftüsü Emin el-Hüseyni) tarafından buna ikna edildiğini iddia etmesi, Müslümanlara yönelik suçlayıcı ve karalayıcı dilin en uç örneklerinden biri olarak kaydedilmiştir.
Dezenformasyon ve Manipülasyon: Sosyal medyada “Asıl hedef Türkiye” şeklinde dolaşıma sokulan ve Netanyahu’ya atfedilen seslendirmelerin, yapay zekâ araçlarıyla üretilmiş manipülatif içerikler olduğu saptanmıştır.
Karalama Stratejisinin Hedefleri ve Amaçları
İsrail’in Türkiye’ye yönelik bu kirli dil ve iftiralarla ulaşmak istediği temel hedefler şunlardır:
Askeri Üstünlüğü Korumak: Türkiye’nin F-35 gibi ileri teknoloji silahlara erişimini engelleyerek İsrail’in bölgedeki “niteliksel askeri üstünlüğünü” (QME) muhafaza etmek istemektedirler.
Kendi Suçlarını Perdelemek: Gazze’de yürüttüğü ve uluslararası hukuk nezdinde “soykırım” olarak nitelendirilen eylemlerin üzerini örtmek için Türkiye’yi ve liderliğini hedef alarak dikkatleri başka yöne çekmeyi amaçlamaktadırlar.
Uluslararası Kamuoyunu Yanıltmak: Türkiye’nin mazlumların sesi olma ve arabuluculuk rolünü baltalayarak, Türkiye’yi “terör destekçisi” veya “radikal” bir aktör gibi gösterip Batı dünyasından izole etmeye çalışmaktadırlar.
Diplomatik Dilin Stratejisi ve Meşrulaştırma Çabaları
İsrail’in saldırılarını meşrulaştırmak adına kullandığı diplomatik dilin temelinde “mağduriyet” ve “terörle mücadele” retoriği yatmaktadır. İsrail ordusunu “dünyanın en ahlaklı ordusu” olarak niteleyerek sivil katliamlarını gizlemeye çalışmaktadırlar. Ayrıca, tarihi eserler ve dini anlatılar üzerinden (Siloam Yazıtı örneğinde olduğu gibi) bölgedeki işgal adımlarını tarihsel bir meşruiyet zeminine oturtma gayreti içindedirler.
Savaşın Bölgeye Yayılma Amacı ve İran Sonrası Strateji
İsrail ve Netanyahu hükümetinin savaşı tüm bölgeye yayma eğilimi, kendi güvenliklerini bölgenin istikrasızlığı ve çatışma ortamında görmelerinden kaynaklanmaktadır. Lübnan’a yönelik saldırılar ve Gazze’deki işgalin devam etmesi, bölgeyi adım adım bir kargaşa ortamına sürüklemektedir.
İran saldırıları ve olası bir bölgesel savaş sonrası Türkiye’ye yönelik beklenen strateji
Dünya basınında Türkiye’yi “Batı’dan kopan” ve “İran eksenine kayan” bir aktör olarak gösterme çabaları yoğunlaşacak! Bu kirli dilin bir sonraki amacı, Türkiye’nin NATO içindeki konumunu tartışmaya açmak ve savunma sanayii projelerine yönelik ambargoları kalıcı hale getirmektir! Türkiye’nin insani ve adil çözüm önerilerini “tarafgirlik” olarak yaftalayarak, bölgesel krizlerde Türkiye’nin oyun kurucu rolünü devre dışı bırakmak temel gayeleri olacaktır.
İsrail’in kullandığı bu karalama dili, işlediği savaş suçlarının bir savunma mekanizmasıdır. Türkiye’nin bu iftiralara karşı cevabı ise “Daha adil bir dünya mümkün” vizyonuyla hukuk ve diplomasi zemininde kalmaya devam etmek olmuş ve olacaktır. Yapılmak ve başarılmak istenen bu kanlı ve kirli dile karşı diplomatik olarak her mecrada haklılığımız ve kararlı duruşumuz gösterilmeli İsrail’in Gazze’de yapmış ve yapmakta olduğu soykırım sürekli olarak dile getirilerek hafızalarda tazeliğinin korunması dünya genelinde ortak hareket edilmesi elzemdir.

