Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Sosyal Medya

Eurasia Review: ABD’nin Körfez anlayışı kara delik politikasına mı dönüştü?

Küresel bedeller, Kissinger aynası ve ABD’ni çıkmazı. ABD’nin Körfez anlayışı kara delik politikasına mı dönüştü?

Küresel bedeller, Kissinger aynası ve ABD'ni çıkmazı. ABD'nin Körfez anlayışı

ABD merkezli önemli yayın organlarından Eurasia Review’de, ABD ile İran arasındaki savaşın beşinci ayına girerken, Washington’ın askeri kapasitesinin ve mühimmat stoklarının giderek tükenmesinin, ABD’nin küresel askeri üstünlüğü ve yeni uluslararası düzen üzerindeki etkilerinin değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.

ABD’nin Körfez Savaşı’ndan bu yana gerçekleştirdiği en yoğun hava harekâtına ve en gelişmiş silah sistemlerini kullanmasına rağmen İran’ın askeri kapasitesini koruduğuna dikkat çekilen analizde, ABD’nin THAAD, Patriot, Tomahawk ve Precision Strike Missile stoklarında yaşanan ciddi azalmanın, Washington’ın aynı anda birden fazla cephede savaş yürütme kapasitesini zayıflattığı ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması konusunda stratejik bir çıkmaza sürüklendiği belirtildi.

Analizde ayrıca; ABD’nin olası bir kara harekâtı seçeneğinin taşıdığı riskler, Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmasının küresel enerji piyasalarına etkisi, Washington ile İsrail arasındaki stratejik görüş ayrılıkları, Körfez ülkelerinin savaş karşısındaki kırılganlığı ve ABD’nin küresel üstünlüğünün gerileme sürecine girdiğine dair değerlendirmelere yer verildi.

İşte Eurasia Review’de yayınlanan analiz:

Büyük bir güç, çıkarlarını kapasitesiyle, kapasitesini ise iradesiyle karıştırdığında ne olur?

Bu sorunun cevabı, Basra Körfezi semalarında kan ve ateşle yazılıyor.

Eurasia Review: ABD'nin Körfez anlayışı kara delik politikasına mı dönüştü?

Bir zamanlar Orta Doğu düzeninin tartışmasız hakemi olan Amerikan devleti, bugün kendi kurduğu labirentin içinde sıkışmış durumda. Kılıcı köreliyor, hazinesi tükeniyor ve karşı karşıya olduğu rakipleri geri adım atmıyor.

28 Şubat 2026’da başlayan savaş, artık beşinci ayına girmiş durumda ve ortada hâlâ bir çıkış yolu görünmüyor. Körfez Savaşı’ndan bu yana düzenlenen en yoğun hava harekâtına, üst düzey İranlı komutanların öldürülmesine ve Amerika’nın en gelişmiş silah sistemlerinin kullanılmasına rağmen İran İslam Cumhuriyeti boyun eğmiş değil. Füzeleri hâlâ uçuyor. İHA’ları hâlâ saldırıyor. Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyeti ise hâlâ kırılmış değil.

Bu, Pentagon’un planladığı türden bir savaş değil. Çok daha tehlikeli bir şeyle karşı karşıyayız: karşılıklı tükenme savaşı. Cephaneliklerin azaldığı, maliyetlerin yükseldiği ve gücün bir kez tüketildiğinde hızla yeniden üretilemeyeceği gerçeğini ortaya çıkaran bir savaş.

Kıyamet hesabı

Rakamlar her şeyi anlatıyor. Nisan ayında ilk ateşkes görüşmeleri yapılana kadar ABD, THAAD önleyici füzelerinin en az yarısını, Patriot hava savunma füzelerinin neredeyse yarısını, Tomahawk seyir füzelerinin yüzde 30’unu ve Precision Strike Missile stoklarının yüzde 45’ini tüketmişti.

Eurasia Review: ABD'nin Körfez anlayışı kara delik politikasına mı dönüştü?

Pentagon bugün ayda yaklaşık 15 yeni Tomahawk ve 20 yeni Patriot füzesi teslim alıyor. 2026 yılı için herhangi bir THAAD teslimatı öngörülmüyor. Bu hızla savaş öncesi stok seviyelerine dönülmesi, Kongre’nin gerekli finansmanı sağlaması şartıyla, üç ila beş yıl sürecek. Ancak Kongre’nin bu finansmanı sağlayıp sağlamayacağı da kesin değil.

Çatışmanın içinde görev yapan bir ABD yetkilisinin The Washington Post’a söylediği gibi:

“ABD daha geniş bir savaşa hazırlanıyor. Operasyonları güvenli biçimde sürdürebilecek kadar mühimmatımız yok ve Beyaz Saray’ın bunun farkında olduğunu düşünmüyorum.”

Stratejik sonuçlar son derece ağır. CSIS, saldırgan hava harekâtının Batı Pasifik’te “artan bir kırılganlık penceresi” oluşturduğu uyarısında bulunuyor. Çünkü ABD’nin stokları, Çin gibi denk bir rakiple karşı karşıya kalması halinde yeterli olmayabilir.

Amerika’nın aynı anda iki savaşı yürütme kapasitesi, onlarca yıldır küresel askeri stratejisinin temel taşıydı. Şimdi ise bu kapasite ciddi biçimde zayıflamış durumda.

Zafer yanılsaması

Buna rağmen Trump yönetimi harekâtın başarıyla ilerlediğini savunuyor. Savunma Bakanı Pete Hegseth, savaşın şimdiden 37,5 milyar dolara mal olduğunu kabul ederken 70 milyar dolarlık acil askeri harcama talep etti.

Eurasia Review: ABD'nin Körfez anlayışı kara delik politikasına mı dönüştü?

Peki bu harcama karşılığında ne elde edildi?

İran’ın yeraltı tesislerinde yaklaşık 1.000 füze ve binlerce insansız hava aracı bulundurduğu tahmin ediliyor. Tahran’ın karşı saldırı kapasitesi hâlâ ayakta. Son günlerde İran’ın Ürdün ve Irak’taki ABD güçlerine yönelik füze ve İHA saldırılarında en az üç Amerikan askeri öldü, bir asker kayboldu ve çok sayıda asker yaralandı.

Eurasia Review: ABD'nin Körfez anlayışı kara delik politikasına mı dönüştü?

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın günlük açıklamaları ise bir önceki günün açıklamalarının neredeyse kopyası gibi:

“Saldırılar İran’ın askeri kapasitesini zayıflatmaya devam edecek.”

Ancak zayıflatmak, ortadan kaldırmak değildir. Yıpratma, zafer anlamına gelmez.

İran rejimi, geçmişte Sovyetler Birliği’nin yaptığı gibi, ağır darbeleri absorbe edebileceğini ve uzun süre dayanabileceğini gösteriyor.

Başkan Yardımcısı J.D. Vance ise önceki yönetimlerde neredeyse düşünülemeyecek kadar açık bir açıklama yaptı. Vance, hava saldırılarının Hürmüz Boğazı’nı açık tutmaya yetmeyeceğini kabul etti.

Vance, The Joe Rogan Experience programında, “Onları bombalayabilirsiniz, radarlarını yok edebilirsiniz, bazı İHA’larını ve bazı füzelerini ortadan kaldırabilirsiniz. Ancak boğazdaki gemilere ateş açmak çok kolay” ifadelerini kullandı.

Bu, uçurumun derinliğine bakmış ve orada ne olduğunu görmüş birinin sözleri.

Bu bir güven ifadesi değil. Sessiz bir çaresizliğin ifadesi.

Kara harekatı tuzağı

Bu nedenle, bu tür savaşlarda her zaman olduğu gibi tartışmalar kara kuvvetleri seçeneğine yönelmiş durumda.

Eurasia Review: ABD'nin Körfez anlayışı kara delik politikasına mı dönüştü?

Emekli Tuğgeneral Anthony Teichert, Hürmüz Boğazı çevresindeki lojistik merkezleri ve köprüleri hedef alan son saldırıların bir kara harekâtının hazırlığı olabileceğini öne sürdü.

Askeri analistler ise bölgedeki üslerde yaklaşık 50.000 Amerikan askerinin konuşlandırıldığını belirtiyor. Hürmüz Boğazı’ndaki Hark Adası veya Bender Abbas gibi kıyı bölgelerine yönelik daha sınırlı bir operasyon ihtimali de giderek daha fazla tartışılıyor.

Ancak asıl tuzak burada.

Sınırlı bir kara harekâtının İran’ı diz çöktürmesi pek mümkün görünmüyor. Tam kapsamlı bir işgal ise felaketle sonuçlanabilir.

CSIS’ten Seth Jones’un uyarısı bu açıdan dikkat çekici: “Boğazdaki adalara veya İran anakarasına kara kuvvetleri göndermenin hata olacağını düşünüyorum.”

Fakat diğer seçenek de zafer getirmiyor.

Cephanelikleri tükenen ABD’nin, dayanıklılığını kanıtlamış bir rakibe karşı hava saldırılarını sürdürmesi de çıkış yolu sunmuyor.

Amerika stratejik bir çıkmaz sokağa girmiş durumda. İlerleyemiyor ve geri çekilmek istemiyor.

Küresel bedel

Savaşın sonuçları cephe hattının çok ötesine uzanıyor.

Dünya petrol sevkiyatlarının yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı fiilen kapalı durumda. Petrol fiyatları yükseliyor ve küresel resesyon riski artıyor.

Eurasia Review: ABD'nin Körfez anlayışı kara delik politikasına mı dönüştü?

Analistler, İran’ın enerji altyapısına yönelik geniş çaplı bir saldırının petrol fiyatlarını varil başına 200 dolara çıkarabileceği uyarısında bulunuyor. Böyle bir şokun etkilerini tersine çevirmek yıllar sürebilir.

Uluslararası Enerji Ajansı’nın 400 milyon varillik acil petrol stokunu piyasaya sunma kararı sınırlı bir etki yaratabilir.

Görünen o ki ucuz enerji dönemi sona eriyor.

Ve belki de bununla birlikte Körfez’deki Amerikan üstünlüğü dönemi de sona eriyor.

İttifak çatlıyor

İttifak içindeki gerilimler de artık görünür hale gelmeye başladı.

Başkan Yardımcısı Vance, İsrail hükümeti içindeki bazı unsurları savaşı uzatmak amacıyla “Amerikan kamuoyunu manipüle etmeye” çalışmakla açıkça suçladı.

Eurasia Review: ABD'nin Körfez anlayışı kara delik politikasına mı dönüştü?

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ise İran’a karşı “cehennemin kapılarının açılması” çağrısı yaptı.

Washington’ın savaştan çıkış arayışı ile Kudüs’ün yıkım talebi arasındaki farklılık artık açık bir yaraya dönüşmüş durumda.

Bu sırada Amerika’nın Körfez’deki müttefikleri Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn ve Kuveyt de iki ateş arasında kalmış durumda.

Bu ülkeler güvenlik açısından ABD’ye bağımlı. Ancak İran’ın misillemesinden de korkuyorlar.

Altyapıları zarar gördü. Ekonomileri ağır baskı altında. Halkları endişeli.

Savaşın sona ermesini istiyorlar. Fakat aynı zamanda savaşın içine daha da fazla çekiliyorlar.

Kissinger aynası

Henry Kissinger bir zamanlar “en büyük kısa vadeli güvenlik tehdidinin İran’ın rolü ve nükleer silahların yayılması olduğunu” söylemişti.

Eurasia Review: ABD'nin Körfez anlayışı kara delik politikasına mı dönüştü?

Kissinger, İran’ın diğer tüm devletler gibi bir devlet olarak ele alınması gerektiğini biliyordu. İran’ı bir haçlı seferinin hedefi haline getirmek yerine, onu bir devlet olarak anlamak gerektiğini savunuyordu.

Seçilmeyen yol

Ara seçimler yaklaşırken Başkan Trump, siyasi açıdan ilerleme göstermek zorunda.

Ancak ilerleme artık kolay görünmüyor.

Kesin sonuç alınabilecek pencere daralıyor.

Önündeki seçeneklerin tamamı kötü.

Tükenen stoklarla hava saldırılarını sürdürmek.

Bölgesel bir yangını tetikleyebilecek kara harekâtına girişmek.

Yenilgi olarak görülecek diplomatik bir geri çekilmeyi kabul etmek.

Eurasia Review: ABD'nin Körfez anlayışı kara delik politikasına mı dönüştü?

Ya da İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek için nükleer silah kullanmak gibi düşünülemez bir seçeneğe yönelmek.

Bu son seçenek, nükleer silahların yayılmasını önleme rejimini tamamen yıkabilir ve küresel istikrarsızlıkta yeni bir dönemi başlatabilir.

Eski ABD istihbarat yetkililerinden Jonathan Panikoff, Washington’ın içinde bulunduğu çıkmazı şu sözlerle özetliyor:

“Bu son saldırıların ya da başkanın aklında ne varsa bunun İranlıların düşüncelerini değiştireceğine inanmak için hiçbir neden yok. Hatta İran’ın pozisyonunu daha da sertleştirmesi daha muhtemel.”

Yeni dönem

Körfez’deki savaş yalnızca bölgesel bir çatışma değil.

Bu savaş, yeni bir uluslararası düzenin habercisi.

Eurasia Review: ABD'nin Körfez anlayışı kara delik politikasına mı dönüştü?

Öyle bir düzen ki ABD, sahip olduğu tüm güce rağmen kararlı rakiplerine kendi iradesini artık eskisi kadar kolay dayatamıyor.

Bu, Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle başlayan Amerikan üstünlüğü döneminin sona yaklaşmakta olduğuna dair güçlü bir uyarı.

ABD son çeyrek yüzyılda Orta Doğu’da trilyonlarca dolar harcadı ve binlerce insanını kaybetti.

Rejimleri devirdi.

Ülkeleri yıktı.

Sınırları yeniden şekillendirdi.

Peki sonuç ne oldu?

Daha istikrarsız bir bölge.

Daha cesur hale gelmiş rakipler.

ABD’ye daha kuşkuyla yaklaşan müttefikler.

Ve Vietnam Savaşı’ndan bu yana hiçbir dönemde olmadığı kadar savaştan yorulmuş bir Amerikan toplumu.

Kissinger, hayatının son dönemlerinde “aceleci önerilerin paniği yansıtabileceği” uyarısında bulunmuştu.

Ancak bugün paniğin etkisi tam olarak ortada.

Eurasia Review: ABD'nin Körfez anlayışı kara delik politikasına mı dönüştü?

Belki de bu panik, görünür bir korku biçiminde değil; kontrolsüz tırmanma, stratejik tutarsızlık ve diplomasinin yıkım uğruna terk edilmesi şeklinde kendisini gösteriyor.

İleriye giden yol, her şeyden önce bilgelik gerektiriyor.

Gücün bir amacı olmadığında yalnızca şiddete dönüştüğünü kabul etme bilgeliği.

Amacın güçle desteklenmediğinde ise yalnızca bir hayalden ibaret kaldığını görme bilgeliği.

Rakiplerle müzakere edebilme cesareti.

Kusurlu çözümleri kabul edebilme olgunluğu.

Korunabilecek olanı korumak.

Kurtarılabilecek olanı kurtarmak.

Ve dünyanın, ne kadar bomba atılırsa atılsın geri döndürülemeyecek şekilde değiştiğini kabul etmek.