Suudi Arabistan merkezli yayın organlarından Arab News’de, Türkiye’nin Mısır ve Suriye ile son dönemde geliştirdiği savunma ve askeri iş birliğinin bölgesel etkilerinin değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
Türkiye’nin son dönemde hem Mısır hem de Suriye ile ilişkilerini savunma sanayii, askeri diyalog ve ortak tatbikatlar üzerinden geliştirdiğine dikkat çekilen analizde, Ankara’nın bu iki ülkeyle ilişkilerini yalnızca ikili siyasi bağlar çerçevesinde değil, Doğu Akdeniz ve Arap dünyasındaki bölgesel nüfuzunu güçlendiren daha geniş bir stratejinin parçası olarak ele aldığı tespiti yapıldı.
Analizde ayrıca, Türkiye’nin hızla gelişen savunma sanayii kapasitesinin dış politika araçlarından biri haline geldiği ve Ankara’nın Mısır ile savunma sanayii iş birliğini, Suriye ile güvenlik ve askeri ilişkilerini derinleştirerek güney kanadı boyunca daha kapsamlı bir güvenlik mimarisi oluşturmaya çalıştığı belirtildi. Türkiye’nin bu yaklaşımının, değişen bölgesel güç dengeleri karşısında Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’daki dış politika etkisini artırabileceği değerlendirildi.
İşte Arab News’de yayınlanan analiz:
Özellikle son iki ay, Türkiye’nin hem Mısır hem de Suriye ile ilişkilerinde yoğun bir gelişme trafiğine sahne oldu.

Her ne kadar bunlar birbirinden ayrı ikili ilişkiler olsa da birlikte değerlendirildiğinde, Ankara’nın Kahire ve Şam’la geliştirdiği ilişkilerin güney bölgesel politikasının temel sütunlarından biri haline geldiği görülüyor.
Zira; Mısır ve Suriye, Türkiye’nin bölgesel stratejisinde farklı ancak aynı derecede önemli konumlara sahip.
Ankara’nın her iki ülkeyle ilişkileri yıllar boyunca gerilimli bir seyir izlemiş olsa da bugün gelinen nokta, ilişkilerin yalnızca ikili siyasi bağlardan ibaret olmadığını ortaya koyuyor.
Türkiye ve Mısır, savunma sanayii alanında iş birliği için bir çerçeve oluşturacak niyet mektubunu imzaladı. Anlaşma, Mısır Savunma Bakanı Eşref Salim Zahir’in Türkiye ziyareti sırasında imzalandı ve bu ziyaret, 2013 yılından bu yana bir Mısır savunma bakanının Türkiye’ye gerçekleştirdiği ilk ziyaret oldu.
Zahir’in ziyareti, Türk Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu’nun Kahire’ye gerçekleştirdiği ziyaretin yalnızca iki hafta sonrasında gerçekleşti. Bayraktaroğlu, Kahire’de düzenlenen 5. Mısır-Türkiye Askeri İşbirliği Komitesi toplantısına katılmıştı.

Söz konusu ziyarette, gelecekte gerçekleştirilecek ortak askeri faaliyetleri kapsayan bir yol haritası niteliğindeki 5. Askeri İşbirliği Komitesi’nin nihai protokolü imzalandı. Bu gelişmeler, niyet mektubunun münferit bir adım olmaktan ziyade daha geniş bir sürecin parçası olduğuna işaret ediyor.
Niyet mektubunun içeriğine ilişkin henüz sınırlı sayıda ayrıntı paylaşılmış olsa da Mısır, Türkiye’nin hızla büyüyen savunma sanayiiyle iş birliğine uzun süredir ilgi gösteriyor.
Daha önce yayımlanan haberlerde Kahire’nin Türkiye’nin 5. nesil KAAN savaş uçağı programına ortak üretici ve imalat ortağı olarak katılmayı değerlendirdiği belirtilmişti.
Geçtiğimiz yıl Türk savunma şirketi ASELSAN, ASELSAN Egypt adıyla Mısır’da bir temsilcilik ofisi kurdu. Şirket ayrıca, yerel ortaklıkların geliştirilmesi ve nihayetinde ortak üretimin önünü açabilecek iş birliklerinin kurulması amacıyla üç Mısırlı şirketle ön anlaşmalar imzaladı.
Askeri iş birliği şimdiden genişledi
Askeri iş birliği de şimdiden genişlemiş durumda. Eylül 2025’ten bu yana Türkiye ve Mısır, en az dört ikili veya çok uluslu askeri tatbikata birlikte katıldı.

Eylül 2025’te iki ülke, 13 yıl aradan sonra Doğu Akdeniz’de ilk ortak Dostluk Denizi deniz tatbikatını gerçekleştirdi. Bu ayın başında ise, niyet mektubunun imzalanmasından önce, Mısır ve Türk silahlı kuvvetleri Mısır’ın seçkin Hava İndirme ve Yıldırım Komutanlıklarının eğitim tesislerinde Golden Eagle 2026 ortak askeri tatbikatını başlattı. Bu gelişme, savunma ortaklığının giderek büyüyen operasyonel boyutunu bir kez daha ortaya koydu.
Mısır’la güvenlik odaklı bu yakınlaşma, Suriye’yi de kapsayan daha geniş bir bölgesel eğilimin parçası olarak değerlendirilebilir. Aynı hafta içerisinde Türk Deniz Kuvvetleri’ne ait TCG İstanbul fırkateyni, Suriye’nin Lazkiye Limanı’na dikkat çekici bir ziyaret gerçekleştirdi. Türkiye Milli Savunma Bakanlığına göre bu, 2024 yılında Esad rejiminin çöküşünden bu yana bir Türk savaş gemisinin gerçekleştirdiği ilk ziyaret oldu.
Aynı hafta Suriye Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara da Ankara’daydı. Eş-Şara, NATO bağlantılı bir toplantıya katılırken Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump ile de görüşmeler gerçekleştirdi.

Esad rejiminin çöküşü, Suriye’nin bölgesel düzende sahip olduğu konumu yeniden şekillendirdi ve Türkiye’nin Şam’daki yeni geçiş hükümetinin en yakın ortaklarından biri olarak öne çıkmasını sağladı. Ankara ve Şam, 2025 yılında ortak askeri eğitim, kurumsal iş birliği ve güvenlik konularında uzmanlık paylaşımını içeren kapsamlı bir güvenlik anlaşması imzaladı.
Yeni Suriye ordusu da Türkiye’nin EFES-2026 çok uluslu askeri tatbikatına katıldı. Suriye’nin siyasi geçiş sürecinin ardından NATO üyesi ülkelerle birlikte askeri tatbikatlara katılması bir ilk niteliğindeydi.
Türk Deniz Kuvvetleri’nin Lazkiye ziyareti bu açıdan önemliydi. Ziyaret, Esad rejiminin çöküşü sırasında İsrail saldırıları nedeniyle ağır hasar gören Suriye donanmasının ardından Türkiye’nin Suriye’nin deniz güvenliğini destekleme iradesini ortaya koydu.
Ziyaret aynı zamanda Suriye’nin önemli limanlarından biri olan Lazkiye’nin stratejik önemini de gözler önüne serdi. Lazkiye, Doğu Akdeniz’de kritik bir konuma sahip ve Türkiye son on yılda bu bölgede denizcilik ve deniz güvenliği alanındaki rolünü önemli ölçüde genişletmiş durumda.
Bölgesel düzende temel bir değişim yaşandı.
Mısır ve Suriye birlikte değerlendirildiğinde, Ankara’nın hem Doğu Akdeniz hem de Arap dünyası genelindeki nüfuzunu konsolide etme çabaları ortaya çıkıyor. Artık bölgesel aktörler arasındaki yalnızca siyasi iş birliği yeterli değil. Bu nedenle Türkiye, hem uluslararası hem de bölgesel değişimlerden kaynaklanan tehditlere karşı koymak amacıyla Arap ülkeleriyle ilişkilerinde güvenlik odaklı daha yakın bağlar kurarak bir adım daha ileri gitmeyi hedefliyor.

Bölgesel düzen, 2024 yılının sonlarından bu yana temel bir değişim geçirdi. Esad rejiminin düşüşü, İran’ın bölgesel ağının zayıflaması, İsrail’in Suriye’de genişleyen askeri operasyonları, ABD-İran savaşı konusundaki belirsizlik ve Kızıldeniz ile Doğu Akdeniz’de artan istikrarsızlık, bölgesel dengeleri önemli ölçüde dönüştürdü.
Ankara, Kahire ve Şam, değişen bölgesel ortamın kendi güvenlik çıkarları açısından giderek daha fazla meydan okuma oluşturduğunun farkında.
Öncelikleri birbirinden farklı olsa da Ankara, Mısır ve Suriye ile ortaklıklarını giderek aynı stratejik mantık çerçevesinde değerlendiriyor: güney kanadı boyunca güvenlik mimarisini güçlendirmek ve aynı zamanda Arap dünyasındaki nüfuzunu genişletmek.
Bu çerçevede Mısır, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki batı güney cephesini sabitlerken, Suriye Türkiye’nin doğrudan güney güvenlik sınırını oluşturuyor. İki ülke birlikte, Ankara’nın giderek şekillenen bölgesel stratejisinin temel unsurlarını oluşturuyor. Bu stratejide savunma ve askeri iş birliği, Türkiye’nin söz konusu ülkelerle ilişkilerinin merkezine yerleşiyor.
Türkiye bu nedenle her iki ülkeyle de benzer bir model izliyor: kurumsallaşmış askeri diyalog, ortak askeri faaliyetler ve savunma sanayii iş birliği.
Savunma ilişkileri stratejik zorunluluğa dönüşüyor
Öncelikleri farklı olsa da Mısır ve Suriye, hızla büyüyen savunma sanayisine sahip önemli bir NATO üyesi olan Türkiye ile daha güçlü savunma ilişkileri kurmanın, aynı stratejik alan içerisindeki konumlarını korumaları açısından gerekli olduğu yönünde giderek güçlenen bir algıyı paylaşıyor.

Söz konusu üçlü yakınlaşmanın sürdürülmesi halinde, bu süreç Doğu Akdeniz ve daha geniş Orta Doğu bölgesindeki güç dengesini etkileyebilir.
Bununla birlikte Türkiye ile Mısır arasında Doğu Akdeniz konusunda hâlâ görüş ayrılıkları bulunduğunu ve Suriye’deki durumun kırılganlığını koruduğunu akılda tutmak gerekiyor.
Bu nedenle hem Kahire hem de Şam, Ankara ile güvenlik bağlarını derinleştirirken diğer bölgesel aktörlerle ilişkilerini de dikkatli biçimde dengelemek zorunda.


