ABD merkezli önemli düşünce kuruluşlarından Foreign Policy Research Institute’de, NATO İttifakı içerisindeki değişen güç dengelerinin ve Türkiye’nin ittifak içerisindeki stratejik konumunun değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
Türkiye’nin NATO’nun en büyük ordularından birine sahip olduğu ve Karadeniz’e erişim bakımından kritik bir konumda bulunduğuna dikkat çekilen analizde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü liderlik anlayışı ve Türkiye’nin bağımsız dış politika yaklaşımının, Ankara’ya hem Washington hem de NATO içerisinde önemli bir stratejik ağırlık kazandırdığı tespiti yapıldı.
Analizde ayrıca; Türkiye’nin Rusya, ABD ve Avrupa ile ilişkilerini aynı anda yönetebilme kapasitesinin, Ankara’yı NATO içerisinde vazgeçilmesi zor bir aktör haline getirdiği ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Başkanı Donald Trump ile kurduğu yakın ilişkinin, Türkiye’nin savunma sanayii ve güvenlik alanındaki kazanımlarını artırabilecek önemli fırsatlar sunduğu belirtildi.
İşte Foreign Policy Research Institute’de yayınlanan analiz:
Geçtiğimiz hafta Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’nde, ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından sıcak bir şekilde karşılandı.

Genellikle NATO zirvelerine huysuz ve isteksiz bir tavırla katılan Trump’ın, Erdoğan’la yakın ilişkileri olmasaydı bu yılki zirveye katılmayacağını söylediği bildirildi.
Ancak Trump’ın Erdoğan’a yönelik yakınlığı yalnızca kişisel bir sempatiyi yansıtmıyor; aynı zamanda NATO ittifakı içerisindeki değişen hiyerarşiyi de ortaya koyuyor.
Türkiye, Erdoğan’ın güçlü lider siyaseti ile artık Washington’a ayrıcalıklı erişime sahip gibi görünüyor.
Geleneksel olarak NATO, güçlü transatlantik bağlar ve ortak değerler tarafından desteklenen bir kurum oldu. Ancak Trump döneminde bu değerler aşındı.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Trump’ın egosuna hitap ederek ABD-NATO ilişkisini kurtarmaya çalıştı.

Trump’ın ABD’nin NATO’nun tüm masraflarını ödediğinden yakındığı çalkantılı basın toplantısında Rutte araya girerek;
“Avrupa’nın sorumluluk almasını sağladınız. Bu zaferin tadını çıkarın”
ifadeleri ile Trump’a seslendi.
Diğer yandan Erdoğan, bu oyunun nasıl oynanacağını biliyor.
Trump’ı uçağın inişinden itibaren baskı altına alan Erdoğan, Türkiye’ye F-35 satışı ve Ankara’nın 2017’de Rus yapımı S-400 hava savunma sistemini satın alması nedeniyle maruz kaldığı yaptırımları kaldırma çabasını yeniden gündeme getirdi ve bu hedeflerini büyük ölçüde ulaşmış görünüyor.
S-400 meselesi
NATO üyelerinin çoğu açısından S-400 meselesi, ittifakın varoluşsal güvenliğiyle ilgili bir konu olarak tanımlanıyor.

NATO’nun en büyük ordularından birine sahip olan Türkiye, Karadeniz’e erişimi kontrol ediyor ve aynı zamanda da NATO’nun oybirliği esasına dayalı karar alma mekanizmasında en önemli aktörlerden birisi olarak hareket ediyor.
Örnek olarak; Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesinin ardından Finlandiya ve İsveç NATO üyeliğine başvurduğunda Erdoğan; terörle mücadele ve silah kısıtlamaları konusunda taleplerde bulunarak süreci geciktirmişti.
İsveç’in üyeliğinin yaklaşık 20 ay gecikmesinin ardından NATO, Türkiye’nin güvenlik endişelerini ele alan üçlü bir mutabakatın oluşturulmasına aracılık etmek ve bunu ABD’nin Türkiye’ye daha gelişmiş F-16 savaş uçakları satma teklifiyle bir araya getirmek zorunda kaldı.
Türkiye ayrıca, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinin ardından NATO üyelerinin çoğunun Moskova’yla kalan tüm bağlarını koparmasına rağmen, Moskova’yla ilişkisini korudu.
Trump’ın müttefiklere yaklaşımındaki çelişki
Erdoğan’la sıcak ilişkilerinin aksine Trump, ABD’nin uzun süredir devam eden müttefikleri Danimarka ve İspanya’yı tehdit etti ve azarladı.

Trump, Grönland’ın “Danimarka tarafından değil, ABD tarafından kontrol edilmesi gerektiği” yönündeki iddialarını yineledi.
Daha sonra İspanya’yı “korkunç bir ortak” olarak nitelendiren Trump, “onlarla herhangi bir ticaret yapmak istemediğini” söyledi ve şu anda belirli ithalat kalemlerinin yasaklanmasını değerlendirdiği bildirildi.
Trump ayrıca İspanya’nın NATO’nun yeni savunma harcaması hedefi olan GSYH’nin yüzde 5’i oranında harcama yapma taahhüdünde bulunmayı reddetmesi üzerine İspanyolları “umutsuz” ve “kötü insanlar” olarak nitelendirdi.
Avrupa dışı bir NATO geleceği
Trump ve Erdoğan, Avrupa Birliği’nin kendilerine adil davranmadığını düşünüyor.

NATO geleceğini tartışırken, ittifakın Avrupa dışındaki en önemli iki müttefikinin sergilediği teatral görüntü, toplantının sembolizmi için adeta bir metafor niteliğinde.
Sonuçta toplantı başarılı geçti. Ancak Trump, ABD’nin Avrupa savunmasına yönelik taahhüdünü yeniden teyit etti ve herhangi bir düşüncesiz ya da manik kararın alınması engellendi.
Dünya liderleri Ankara’dan ayrılırken, NATO’nun Avrupa’da bulunmayan en büyük iki ordusunun liderleri arasındaki yakınlaşmanın, Avrupa savunmasının geleceğinde ne kadar önemli olduğunu yeniden anladı.


