WOTTV E-DERGİ
DOLAR 33,0327 0.08%
EURO 35,9806 -0.09%
ALTIN 2.579,410,39
BITCOIN 21276702,47%
Reşit Kemal AS

Reşit Kemal AS

14 Temmuz 2024 Pazar

    ABD Sözde Demokrasiyle İndiremediği Liderleri Sniperlarla İndirmeyi Deniyor! Hayatı Tehlikede Olan Liderler Kimler?

    ABD Sözde Demokrasiyle İndiremediği Liderleri Sniperlarla İndirmeyi Deniyor! Hayatı Tehlikede Olan Liderler Kimler?
    0

    BEĞENDİM

    ABD’nin dünya genelindeki liderlere yönelik suikast girişimleri, demokrasi ve hukukun üstünlüğü konularında ciddi soru işaretleri yaratıyor. Demokratik yollarla deviremediği liderleri hedef alan bu tür saldırılar, liderlerin güvenlik endişelerini artırıyor.

    Trump’a Atılan Kurşun “Made in Siyonizm”

    Eski ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik Pensilvanya’daki suikast girişimi, bu tür saldırıların en dikkat çekici örneklerinden biri oldu. Trump, mitingde konuşma yaparken keskin nişancı tarafından sağ kulağından vuruldu. Bu tür olaylarda genellikle Müslümanların adı geçerken, bu sefer saldırıyı gerçekleştiren kişinin Müslüman olmaması dikkat çekti.

    İlginç Olan Şu; İlk Defa Bir Müslüman Kullanılmadı

    Geçmişte benzer saldırılarda Müslümanların adı geçerken, bu sefer saldırıyı gerçekleştiren kişi farklıydı. Bu durum, suikast girişimlerinin ardındaki dinamiklerin daha karmaşık olduğunu gösteriyor.

    Biden 2014’te Haçlı Savaşını Başlatmıştı

    ABD Başkanı Joe Biden, 2014 yılında Rusya ve Ukrayna arasındaki çatışmayı başlatarak Hristiyan dünyasında kan dökülmesine sebep oldu. Yıllardır Müslüman ülkelerde süren çatışmaların ardından, 2014’te Rusya ve Ukrayna cephesinde Hristiyanlar arasında savaş başladı. Bu, Ortodoks ve Katolik dünyası arasında bir gerilime yol açtı. Siyonizm, bu savaşta Katoliklerin tarafını seçti ve İsrail’in Filistin’e saldırısında Batılı ülkelerin tepkilerine baktığımızda, Ortodoks Hristiyanların meydanda olduğunu görüyoruz.

    İsrail’in Zulmüne Karşı Çıkanlar

    İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarına karşı çıkan ülkeler genellikle Ortodoks Hristiyanlar oluyor. Bu da Ortodoks ve Katolik dünyası arasındaki gerilimi daha da artırıyor.

    Pelosi: “Trump Durdurulmalı”

    Eski ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi, birkaç gün önce yaptığı açıklamada, “Trump durdurulmalı. O başkan olamaz.” diyerek Trump’a karşı olan tutumunu net bir şekilde ortaya koydu.

    Ukrayna Askeri İstihbarat Başkanı: Putin’e Birçok Kez Suikast Düzenledik

    Önceki gün, Ukrayna Askeri İstihbarat Başkanı bir söyleşide, “Birçok kez Putin’e suikast düzenledik ama her seferinde kurtulmayı başardı.” açıklamasında bulundu. Bu tür açıklamalar, liderlere yönelik suikast tehditlerinin ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor.

    Uluslararası Tepkiler

    Suikast girişimleri, uluslararası kamuoyunda büyük tepki topluyor. Birçok ülke, bu tür saldırıları kınayarak demokrasi ve hukukun üstünlüğü prensiplerine bağlı kalınması gerektiğini vurguluyor. Özellikle Latin Amerika ülkelerinden gelen tepkiler dikkat çekici. Meksika Devlet Başkanı Andres Manuel Lopez Obrador, “Şiddet hiçbir zaman çözüm değildir.” diyerek Trump’a yönelik saldırıyı kınadı.

    Gelecekteki Tehditler

    Uzmanlar, dünya genelinde liderlere yönelik bu tür tehditlerin devam edeceğini öngörüyor. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte suikast girişimlerinin daha sofistike ve zor tespit edilebilir hale geleceği belirtiliyor. Bu durum, liderlerin güvenliğini sağlamak için yeni stratejilerin geliştirilmesini zorunlu kılıyor.

    Birçok ülke, liderlerinin güvenliğini artırmak için yeni tedbirler alıyor. İleri teknoloji güvenlik sistemleri, zırhlı araçlar ve genişletilmiş koruma ekipleri bu önlemler arasında yer alıyor. Ayrıca, liderlerin kamuya açık etkinliklerdeki güvenlik önlemleri de maksimum seviyeye çıkarılıyor.

    Devamını Oku

    Siyonizmin Ele Geçirdiği Dünya Ekonomisi

    Siyonizmin Ele Geçirdiği Dünya Ekonomisi
    0

    BEĞENDİM

    Reşit Kemal AS – 29 Nisan 2024

    Son yıllarda dünya genelinde siyasi karışıklıkların artması ve ekonomik istikrarsızlıkların sık sık gündeme gelmesi dikkat çekiyor. Ancak bu durumun arkasında yatan gerçeklerin ne olduğunu anlamak için derinlemesine bir incelemeye ihtiyaç var.

    Siyonizm, tarihi İsrail Toprakları olarak tanımlanan topraklarda bir Yahudi devletinin asırlar sonra yeniden kurulmasını destekleyen, savunan ve Yahudi milliyetçiliğini temel alan ideolojik fikir hareketidir. Bu kısa bilgilendirme ile başladığım yazıda asıl anlatmak istediğim konu; Siyonizmin dünya ekonomisini ele geçirmesi…

    Siyonistler, amaçlarına ulaşmak için her yolu mübah gören de bir kesimdir aslında. Dünya halklarını kendi amaçlarına hizmetkar olarak gören bir azınlık grubu diyebiliriz…

    Güçlü ekonomilerini ve siyasi güçlerini de hedefledikleri amaç doğrultusunda kullanmaktan asla çekinmezler. İsteklerini yerine getirmeyen ülkelere ise bu ekonomik güçleriyle farklı politikalar uygularlar.

    Siyonizmin uyguladığı bu politikaların temelinde enflasyonu tetikleme, iç siyasi bölünmeler ve ulusal çıkarları tehdit eden komşu ülkelerdeki karışıklıkları destekleme gibi unsurlar yer alıyor.

    Ekonomik Sıkıntıların Önemli Sebebi

    Yakın geçmişte ve günümüzde yüksek enflasyon, halkın günlük yaşamını doğrudan etkileyen bir önemli bir faktör haline gelmiştir. Siyonist güçler, bu enflasyonu körükleyerek halkı kışkırtmayı ve istedikleri zaman devletle karşı karşıya getirmeyi hedefliyorlar. Temel gıda maddelerine olan talebi manipüle ederek, dış ticaret dengesini etkilemekte ve iç piyasada fiyatları kontrol altında tutmaktadırlar.

    Dikkat ederseniz özellikle temel gıda maddelerindeki artış her şeyin üzerinde seyrediyor. Bu oyunun bir parçası olarak Siyonistler, hiç alakası olmayan ülkelerin, Türkiye’den temel gıda talep etmesini sağlıyor. Bu sayede ürünlerini dış pazara gönderen ihracatçının kazancı artıyor, iç piyasaya mal vermek istemiyor veya veriyorsa da yüksek fiyatlardan veriyor. Bu da enflasyona yol açıyor. Böylece halkın günlük ihtiyaçlarını karşılaması zorlaşıyor ve toplumda huzursuzluklar artmaya başlıyor.

    Oynanan oyunlar neticesinde, Dünya bankaları ile ters düşmeler, yabancı yatırımcılar ile güven problemleri ortaya çıkıyor. Dünyanın önde gelen ekonomi kuruluşları siyah, gri, kırmızı vs. renkler vererek sizin notunuzu her alanda düşürmeye başlıyor.

    Bitmek Bilmez İç Karışıklık Planları

    Siyonistlerin, satrancı çok boyutlu oynadıkları su götürmez bir gerçek. Manipülasyonları sadece ekonomi üzerinden değil, aynı zamanda siyasi ve sosyal bölünmeleri körükleyerek de gerçekleşmektedirler. Laiklerle muhafazakarları, sağcılarla solcuları karşı karşıya getirerek toplumsal çatışmaları artırmak, Siyonistlerin istikrarsızlık yaratma stratejileri arasında yer almaktadır.

    Ülkemiz üzerinde maalesef yıllardır çeşitli oyunlar oynanmış ve oynanmaya da devam edilmektedir. Halkın belirli kesimlerinin üzerine planlar yapan Siyonizm, Devletin içinde de askerle istihbaratı, polisle yargıyı, aklınıza gelebilecek her kurumu karşı karşıya getirmek için oyun kurar. Bu kurumları okuyunca aklınıza FETÖ gelebilir. Biz de zaten “FETÖ, asla Siyonizme hizmet etmez” demedik değerli okuyucular…

    İşin Siyasi Boyutu da Var Elbette…

    Siyasi partilerin içlerine sızarak onlar güçsüzleştirmek, “Böl, Parçala, Yönet” taktiğiyle ele geçirmek için olanca güçleriyle çalışırlar. İnsanlığın yararına değil yalnızca kendi yararlarına olan kararları aldırmayı hedeflerler.

    STK’lar ve cemaatler için de plansız değildir bu yapı. O oluşumlarda da etkin ve daima harekete geçmeye hazır halde bulunurlar. Temelde “çok başlılığı”; “özgür düşünce”, “demokratik ortam” gibi kavramlarla öne sürer ve karışıklık için zemin hazırlarlar.

    Sonuç olarak, Siyonizmin ekonomik, siyasi ve sosyal arenadaki etkileri oldukça derin ve karmaşıktır. Ancak bilinmesi gereken şey, bu manipülasyonların temelde ulusal çıkarları ve halkın refahını hiçe sayan bir yaklaşımı temsil ettiğidir. Bu nedenle, toplumun bu tür oyunlara karşı uyanık olması ve ortak çabalarla karşı koyması gerekmektedir.

    Devamını Oku

    23 Nisan: Çocukların Bayramı ve Dünya Gündemi

    23 Nisan: Çocukların Bayramı ve Dünya Gündemi
    0

    BEĞENDİM

    Reşit Kemal As – 23 Nisan 2024

     

    23 Nisan, Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanındaki Türk çocuklarının coşkuyla kutladığı bir bayram. Bu özel gün, çocukların seslerini duyurdukları, renkli kostümler giyip dans ettikleri, şiirler okudukları ve geleceğin büyüklerine mesajlarını ilettikleri bir gün.

    Ancak bu yıl, 23 Nisan’ın coşkusunu yaşarken, dünya gündemindeki önemli konuları da göz ardı etmemeliyiz. Çünkü bugünün çocukları, yarının büyükleri olacak ve bu gündem maddeleri onların geleceğini şekillendirecek.

    Öncelikle, dünya genelinde devam eden COVID-19 pandemisi hala en önemli gündem maddelerinden biri. Pandemi, çocukların eğitiminden sosyal hayatlarına kadar birçok alanda önemli değişikliklere neden oldu. Uzaktan eğitim, sosyal izolasyon ve belirsizlik, çocukların ruh sağlığı üzerinde önemli etkiler bıraktı. Bu durum, çocukların pandemi sonrası dünyaya nasıl adapte olacakları konusunda ciddi soruları gündeme getiriyor.

    Bir diğer önemli konu ise iklim değişikliği. Gezegenimizin geleceği için büyük bir tehdit olan iklim değişikliği, çocukların ve gençlerin gündeminde önemli bir yer tutuyor. 23 Nisan, çocukların bu konuda da seslerini duyurabilecekleri bir platform olabilir.

    Son olarak, Ortadoğu’daki çatışmalarda en çok etkilenen gruplardan biri çocuklar. Özellikle, İsrail-Filistin çatışmalarında, Filistinli çocuklar büyük acılar çekiyor. Bu çocuklar, evlerinin yıkılmasına, aile üyelerinin yaşamını yitirmesine ve temel insan haklarının ihlal edilmesine tanık oluyorlar. 23 Nisan, bu çocukların yaşadığı zorlukları anlamak ve onlara yardımcı olmanın yollarını aramak için bir fırsat olabilir. Unutmayın, her çocuğun güvenli bir çevrede büyüme hakkı vardır ve bu hakkın korunması, tüm dünyanın sorumluluğudur.

    23 Nisan, çocukların bayramı. Ancak aynı zamanda, dünya gündemindeki önemli konuları hatırlamak ve çocukların bu konularda bilinçlenmesini sağlamak için de bir fırsat. Unutmayın, bugünün çocukları, yarının büyükleri olacak ve bu gündem maddeleri onların geleceğini şekillendirecek.

    Devamını Oku

    Peygamberler Şehri Urfa’nın Şanlı Kurtuluşu…

    Peygamberler Şehri Urfa’nın Şanlı Kurtuluşu…
    0

    BEĞENDİM

    Reşit Kemal AS – 11 Nisan 2024

     

    Şanlıurfa, tarih boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış, kültürel zenginliği ve tarihi dokusuyla göz kamaştıran bir şehir. Ancak, tarih sahnesindeki bu önemli şehrin kurtuluşu da adeta bir destan niteliğindedir.

    11 Nisan… Şanlıurfa’nın kaderinin değiştiği, yeniden doğuşunun müjdecisi olan bu tarih, şehrin halkı için gurur dolu bir anlam taşır. Kurtuluş günü, işgal altındaki bir şehrin özgürlüğe kavuştuğu, bağımsızlık ateşinin yeniden alevlendiği bir dönemeçtir.

    Şanlıurfa’nın kurtuluşu, sadece askeri bir zaferin ötesinde, birlik ve beraberlik ruhunun zaferidir. Şehir halkı, milli mücadele ruhuyla kenetlenmiş, vatan sevgisiyle dolu yürekleriyle işgalcilere karşı direnmiştir. Bu direniş ruhu, şehrin her köşesinde hissedilmiş, tarih boyunca işgalcilere boyun eğmeyen bir milletin onurlu duruşunu sergilemiştir.

    Bugün, Şanlıurfa’nın kurtuluşu anısına düzenlenen törenler, bu önemli günün anlam ve önemini bir kez daha hatırlatmaktadır. Şehrin meydanları, bayraklarla donatılmış, milli marşların coşkusuyla çınlayarak, geçmişe bir saygı duruşunda bulunmaktadır.

    Ancak, kurtuluş sadece bir günle sınırlı değildir. Şanlıurfa’nın kurtuluşu, şehrin yeniden inşasıyla, ekonomik ve sosyal gelişimiyle, kültürel mirasının korunmasıyla her geçen gün kutlanmaktadır. Şehir halkı, geçmişin mirasını yaşatmanın yanı sıra, gelecek nesillere daha güçlü, daha müreffeh bir Şanlıurfa bırakmanın gayreti içindedir.

    Şanlıurfa’nın kurtuluşu, tarih sahnesinde bir dönüm noktası olmuş, şehrin onurlu direnişi ve yeniden doğuşuyla tüm dünyaya ilham vermiştir. Bugün, bu önemli günü gururla kutlarken, geçmişin mirasına sahip çıkmanın ve geleceğe umutla bakmanın bilinciyle hareket etmeliyiz. Şanlıurfa’nın kurtuluşu, bizlere vatan sevgisinin, birlik ve beraberliğin gücünü hatırlatmaktadır. Gelecek nesillere bu değerleri aktararak, Şanlıurfa’nın onurlu mirasını sonsuza kadar yaşatmalıyız.

    Şanlıurfa’nın kurtuluşu kutlu olsun!

    Devamını Oku

    31 Mart Seçmenin Değil Seçilmişlerin “DARBESİDİR”

    31 Mart Seçmenin Değil Seçilmişlerin “DARBESİDİR”
    0

    BEĞENDİM

    Reşit Kemal AS – 6 Nisan 2024

    Başarısızlıkla sonuçlanan 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ABD genel bir strateji yapılanmasına gitti. Bu yapılanma Türkiye üzerinde ve Erdoğan özelindeydi. Ana plan ise, halkı Erdoğan’dan ayırmak!

    Farklı planlar kuran ABD, darbe girişimi sonrası, mücadelesinde Erdoğan’a koşulsuz destek veren MHP’yi bölmek için Meral Akşener’e İYİ Parti’yi kurdurdu. Bu, birlikteliğe karşı birinci darbeydi.

    Sonrasında yerel seçimler yaklaşırken yeni strateji uygulamaya koyuldu. Nedir bu strateji? Gizli kripto FETÖ’cüleri devreye sokmak. Peki bu FETÖ’cüler kimdi ve nerelere yerleşmişti bunlar?

    Bu kritopların yerleştiği yerler başlıca şunlardı aslında:

    1- AK Parti 2- CHP 3- Altılı masa üyeleri 4- STK’lar 5- Cemaatler 6- Yeniden Refah Partisi 7- DEM Parti 8- Medya

    Medyayla başlayalım…

    Medya, 15 Temmuz’dan sonra bu kripto FETÖ’cüler eliyle algı operasyonuna başladı. OHAL sürecinde Erdoğan’ın farklı planları olduğu, Devlet Bahçeli’nin çıkar uğruna, bakanlık ve milletvekilliği uğruna Erdoğan’ın yanında yer aldığı Erdoğan’a yakınlaşan parti liderlerinin farklı amaçlara hizmet ettiğine dair çokça haberler yer aldı kanallarda.

    CHP’yi Zirveye Taşıma Planı

    ABD liderliğindeki “dış güçler”in birleştikleri nokta Mayıs’taki genel seçimlerde Erdoğan’ı indirmekti. Buna A planı diyebiliriz.

    Bu güçler amaçları için ne yaptı? CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde 6’lı masayı kurdular. Hatta masaya dışarıdan da HDP’yi (DEM) eklediler. Planları, Erdoğan’ı devirip Kılıçdaroğlu’nu Cumhurbaşkanı, Akşener’i ise Başbakan yapıp ülkeyi parlamenter sisteme döndürmekti.

    Bunu görmekte zorlanmadık. Zira Meral Akşener defalarca belirtti “Ben Başbakan olacağım” diye!

    Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş da oyuna dahil edilerek bizim gördüğümüz süreçteki gibi Cumhurbaşkanı yardımcısı değil Başbakan yardımcısı olacaklardı. Eğer genel seçimdeki A planları tutsaydı…

    Bu kirli oyunu gören MHP lideri Devlet Bahçeli, Erdoğan’a tam destek olarak Cumhur İttifakı’nı kurdu. Kıyasıya mücadele de bu dönemden sonra başladı. Algılar ve operasyonların ardı arkası kesilmedi.

    Cumhur İttifakı’na daha sonra BBP, HÜDA PAR, DSP, YRP ve ikinci tur seçimlerinde de Sinan Oğan katıldı. Bu ittifak çıkarlar uğruna değil, bir oyunu bozmak amacıyla kurulmuştu.

    ABD’nin karşı taraftaki planı ise işlemeye devam ediyordu. Ta ki son demine gelene kadar… İYİ Parti lideri Meral Akşener’in masadan kalkmasındaki sebep A planını başarısız kıldı!

     

    Peki Akşener’i masadan kaldıran sebep neydi?

    ABD, deyimi yerindeyse dereyi geçerken at değiştirmeye kalktı. Parlamenter sistem ile yola çıkılan plan son evrede Başkanlık sisteminde kalmaya dönüştü. Haliyle bu sistemde Akşener’in yeri yoktu. Başbakan olamayacaktı.

    A planı olan parlamenter sistemden B planı olan Başkanlığa devam adımına geçişin temel sebebi ise yıllardır türlü oyunlarla denenen ama başarılamayan arzuydu: Önce eyalet sistemi, ardından özerklik ve son olarak Bağımsız Kürdistan’ın kurulması! Parlamenter sistemde bunu yapamazlardı ve bu neden plan değişmek zorunda kaldı.

    Meral Akşener, masadan kalktı ancak tehditlerle masaya geri döndürüldü. Akşener, o dönem strateji değiştirdiklerini ifade edip, “Görüş ve önerilerimiz kesin bir biçimde reddedildi. Bu aşamada 6’lı masa bir ortak akıl platformu olmaktan çıktı. Partimiz bir dayatmaya mecbur bırakıldı ancak buna boyun eğmeyiz” açıklamasında bulunmuştu.

    İmamoğlu ve Yavaş’ı öne sürdüğünde ise Kılıçdaroğlu çoktan onlarla ilgili planını kurmuştu. İki başkan, Kılıçdaroğlu’nun yerine aday değil aksine onun yardımcısı olarak görev alacaklardı. Kılıçdaroğlu, bir yanına İmamoğlu’nu bir yanına da Yavaş’ı alarak video çekmiş, videonun başlığını “Yiğitlerim” olarak belirlemiş ve onlara “Cumhurbaşkanı Yardımcılarım” diye hitap etmişti.

    Akşener de öne sürdüğü iki ismin bir şekilde konuya müdahil olmasını gerekçe göstererek, masaya geri döndüğünü açıkladı.

    Diğer üyelere yani küçük DEV ortaklara ise plana uymaları, deyimi yerindeyse “çıkıntılık” yapmamaları için sus payı verildi. Bu sus payı ise genel seçimlerde 39 milletvekiliydi.

    Bu şekilde plana devam edildi. Ancak o dönemde STK ve cemaatlere çok fazla etki edemediler. Aynı şekilde etki edemedikleri bir yer daha vardı: Yeniden Refah Partisi!

    Yeniden Refah Partisi’ne de kripto FETÖ’cüler tarafından Cumhur İttifakı’na katılmaması yönünde çalışmalar, telkinler ve operasyonlar yürütüldü.

    Ama Milli Görüş ideolojisi kriptoları yendi ve Cumhur İttifakı’na devam etti!

    FETÖ’cüler genel seçimlerde çok uğraşsalar da YRP’yi kendi taraflarına çekmeyi başaramadılar ve sonuç olarak Erdoğan zor da olsa seçimi kazandı.

    ABD’nin A planı tutmadı..!

    Evet, Erdoğan seçimleri kazandı ama eksilerek… Bu algıların temel sebebi Erdoğan’ı yalnızlaştırmaktı ve kısmen de başarılı olmuşlardı. Yukarıda bahsettiğimiz gibi medya eliyle, Bahçeli’nin makam mevki istediği, Sinan Oğan’ın para karşılığı anlaştığı, HÜDA PAR’ın farklı yönlere çekilerek HDP ile eşmiş gibi gösterilmesi etkisini hissettirmişti.

    ABD bu şekilde, 10 ay sonraki mart yerel seçimlerini etkileyecek hamlelerini başlatmış oldu. “Perşembenin geleceği çarşambadan belli olur” misali yerel seçimlerde de ne yapacakları, nasıl bir yol izleyecekleri belli olmuştu.

    Genel seçimlerde az da olsa başarı elde edince Yerel seçimler için B planına hazırlanmaya başladılar. Adeta Genel seçimde ekmiş olduklarını 31 Mart seçimlerinde biçmek istediler. Kripto FETÖ’cüler de bu süreçte kriptoluktan çıkıp alenen savaş ilan ettiler.

    AK Parti içerisindeki kriptolar, genel seçimde tohumlarını attıkları çalışmalarla teşkilatları partiye, “Erdoğan’a” küstürmek için ellerinden geleni yaptılar. Teşkilatların rahatsızlıkları, milletvekili seçilemeyenlerin “hazımsızlığı” ve halktan partililere gelen tepkiler ana akım medyaya ve sosyal medyaya sıkça yansıdı.

    Erdoğan’cı gibi görünüp gerçekleri gizleyen bu kriptolar, halkın ve teşkilatın öne çıkardığı, talep isimler yerine “kaybedecek adaylar”ı raporlayıp bir üst kademeye hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan’a raporluyorlardı. Erdoğan da alt kademeden gelen raporlar doğrultusunda kararlar aldıkça bu sefer teşkilatı ve halkı Erdoğan’dan koparma planları da güçlü şekilde işlemeye devam ediyordu.

    STK’lardaki Kripto FETÖ’cüler

    Gerek Yeniden Refah Partisi gerekse AK Parti içindeki kriptolar STK’ları bölmeyi başardı. Bu operasyonda da özellikle “sözde mili görüşçüler” kullanıldı. Ülke genelinde birçok STK, geçmiş dönemde AK Parti’yi desteklemesine karşın son seçimde karşı adayı destekleme kararını ardı ardına açıkladı ve bölünen oylar planın işlemesine büyük katkı sağladı.

    Ve gelelim cemaatlere

    Aynı şekilde cemaatlere de STK’lar ve YRP üzerinden yapılan operasyonlar dikkat çekti. Cübbeli Ahmet hocanın cemaatinden ayrılması, Süleymancıların CHP’yi destekleme kararı alması seçim sonuçlarında önemli rol oynadı.

    Yeniden Refah Partisi’ndeki büyük çark ediş

    Tıpkı genel seçimler öncesi Akşener’e verilen sözler gibi Erbakan’a da sözler verildi ve bu sefer başarılı sonuçlar alındı.

    YRP içerisindeki kriptolar gerek babasının sözde intikamını alması yönündeki söylemleri ile gerekse geleceğin lideri “gazlamalarıyla” Fatih Erbakan’ı kandırdılar.

    Son düzlüğe gelindiğinde, Erbakan üzerinden sert ama gerçekliği olmayan İsrail mesajları vererek Erdoğan’ı zora sokmayı amaçladılar.

    Seçmenin bir kesiminde kabul gören bu çıkışında eklenmesiyle, Genel seçimde yapamadıklarını yerel seçimde başardılar!

    Yeniden Refah Partisi, STK’lar ve cemaatler içindeki oyları çok net bir operasyonla böldüler ve Erdoğan’ı bu seçimde başarısız kıldılar.

    Sonuç olarak 31 Mart seçimlerinde Amerika’nın planı dahilinde, CHP birinci parti seçildi. Yeniden Refah’ı inandırmak istedikleri şey de kısmen başarılı oldu ve YRP bu seçimlerin üçüncü partisi konumuna geldi.

    Seçimler geride kaldı, peki şimdi ne olacak?

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önünde ülkeyi yöneteceği daha 4 yılı var ama bu durum ABD’nin hiç işine gelmiyor. Hele ki yerel seçimlerdeki planları bu kadar iyi işlemişken…

    “Amerikalıların planı mı biter?” derler ya, işte o hesap bu durum için de bir plan geliştirdiler tabii ki.

    C Planı: Erken Seçim

    Erken seçim söylemleri daha yerel seçim sonuçları netleşmeden dillendirilmeye başlanmıştı. Bunu ilk olarak Yeniden Refah Partisi’nin İstanbul adayı Mehmet Altınöz gündeme getirmişti.

    Altınöz, katıldığı bir yayında, “Yapılacak ilk erken seçimde Genel Başkanımız sayın Fatih Erbakan Bey’i inşallah Cumhurbaşkanı yapacağız. Bu sonuç bir erken seçim sonucudur. Diyeceksiniz ki 14 Mayıs’ta seçim yapıldı bu kadar hızlı da erken seçim olur mu? Olur” sözleriyle planın fitilini ateşlemişti.

    Sonra geri kalanlar da ardından geldi…

    Tabii erken seçimi ancak halkı sokağa dökerek yapabilirler. Bunu da zaten seçim sonrası DEM Parti’lilerin Güneydoğu’da sokağa çıkmaları ile başlatmayı hedeflediler. Planları Erdoğancı’ların da sokağa çıkarak bir karşılık vermesi idi. Planı çözen Erdoğan ve güvenlik güçlerinin tecrübesiyle halk, bu galeyana gelmedi.

    İkinci bir hedef daha vardı aslında. Hatta bunun hazırlığı seçimden önce devreye sokuldu ve adeta bir  kamuoyu yoklaması yapıldı.

    Neydi O Prova?

    Halkı iki türlü sokağa dökebilirlerdi. Biri PKK üzerinden halkın sinir uçlarına dokunmaktı. Ancak bu başarısız oldu. İkinci yol ise laiklerle muhafazakarları karşı karşıya getirmek.

    Feyza Altun’un geçtiğimiz Şubat ayında “Şeriate sokayım” çıkışı bu kamuoyu araştırmasının bir parçasıydı. Altun, bunu da “Atatürkçü” kisvesi altında söyleyerek iki tarafı da kaşımayı başarmıştı bir anlamda…

    Hemen ardından Şevki Yılmaz’ın katıldığı bir düğünde Atatürk’e ettiği hakaretler sosyal medyada yayıldı. İki tarafında ayarlarıyla oynanıyor, kesimler sınanıyordu.

    Feyza Altun’un gözaltına alınırken verdiği fotoğraf muhafazakar kesimi kışkırtmak amaçlı bilinçli olarak kullanıldı.

    Bu bir provaydı! “Olur ya PKK’lıları sokağa döküp halkla çatıştıramazsak, laiklerle muhafazakarları karşı karşıya getirebilir miyiz” diye!

    Neyse ki Güneydoğu’daki olaylar alevlenmeden söndü. Ancak ikinci yol hala akıllarının bir köşesinde bekliyor.

    Neler olup biteceğini zamanla göreceğiz.

    Devamını Oku